Kasım ayında her şey bir başkadır.

  Sebzeler Lahana, Havuç, Karnabahar, Pırasa, Ispanak, Balkabağı, Yerelması, Pazı, Marul, Roka, Soğan, Biberiye, Nane, Tere
  Meyveler Portakal, Ayva, Nar , Greyfurt, Armut, Elma, Trabzon Hurması, Muz, Kivi, Mandalina, Portakal, Kestane, Ayva

 

Balkabağının en güzel olduğu günler geldi.

  • İçerdiği bol beta-karoten sayesinde kansere karşı etkili bir sebze
  • Balkabağının, çorbası, tatlısı ve pastası yapılabilir
  • Balkabağını ayrıca etli sebze yemeklerine de ilave ederek de kullanılabilecek güzel bir seçenek
  • Çocuklarda kış aylarında düzenli olarak beslensin, ona hep yer açın.

Yakında kereviz ve turp çeşitleri çocuklar için bağışıklığı desteklemesi yönünden önemli ve tüm sağlık faydalarıyla yetişmiş olacaktır.

  • Özellikle fındık turpu zamanı bize bunu bildiriyor.

Trabzon hurması ise inanılmaz bebek-oyun çocuğu seçeneğidir.

  • A ve C vitamini, potasyum, folikasit açısından iyi bir kaynak
  • Bol diyet lifi, gastrointestinal sistem için özellikle kabızlıkta güzel bir fikir
  • 1 adet orta boy trabzon hurması diyetteki 1 adet meyve yerine iyi bir mevsim seçeneği olabilir.

Elma’nın tam zamanıdır.

  • 200 gr orta boyunda yaklaşık 100 kalori içerir
  • Yüksek lifli ve glisemik indeksi düşük meyveler arasında yer alır
  • İyice yıkandıktan sonra kabuklu tüketilmesi önerilir
  • Çocuklar için en önemli nedeni kabuğundaki antioksidanlardan faydalanabilmeleridir
  • B grubu vitaminleri, C vitamini ve lif açısından iyi bir kaynaktır
  • Kalorisinin düşük, lif içeriğinin yüksek olması nedeniyle kilo kontrolünün istendiği çocuk beslenmesinde, Çocuk doktoru tarafından farklı diyetlerde rahatlıkla kullanılır
  • Antioksidan içeriği kanserden koruyucu etki gösterir.

Doktor Emre Karayel

Çocuk Hastalıkları Uzmanı

Bahara kadar her gün bu meyveden bir tane tüketmeniz ve bunu çocuklarda alışkanlık haline getirmek yapacağınız güzel bir iyiliktir

Yenidoğan banyosu ve cilt bakımı

Yenidoğan bebeklerin ciltlerindeki kan gibi artık maddeler, mikrobik kolonizasyona neden olmaması için doğumdan hemen sonra temizlenmelidir.

Bunun için doğum salonunda sıcak kuru havlular ile iyice kurulanmaları genellikle yeterlidir. Ancak mekonyum boyalı veya çok kanlı olanlarda cilt sadece kurulama ile iyi temizlenemez, yıkanması gerekebilir.

Annede hepatit B, hepatit C veya HIV enfeksiyonu olduğu bilinen bebekler de doğumdan sonra anne yanına verilmeden yıkanmalıdır.

Bebeklerin doğumdan hemen sonra yıkanmaları, ısılarını düşürüp yararından fazla zarar verebilir. Bu nedenle, ilk banyo bebeğin vital bulguları birkaç saat süreyle stabil oluncaya kadar ertelenmelidir.

Ancak prematüre, doğum ağırlığı 2500 gr altında olan bebekler annede enfeksiyon bilinse dahi yıkanmamalı, kuvöz içinde ılık su ve pamukla silinerek kurulanmalıdır. Yıkama ve silme işlemleri sırasında eldiven kullanımına dikkat edilmelidir.

Evde yapılması gereken bebeğin cildini temiz ve nemli tutmaktır. Göbek kordonunun ıslanması göbeğin düşmesini geciktirip, göbek enfeksiyonu gelişmesini kolaylaştıracağı için evdeki ilk banyo göbek kordonu kuruyup düştükten bir-iki gün sonra yapılmalıdır.

Evde bebeğin ilk banyosu önemli ve heyecan verici en güzel anlardan biridir.

Bebeği her yıkayıştan sonra banyo deneyimi giderek artar, endişelerimiz de yatışmaya başlar.

Banyoya başlamadan önce;

  • Şampuan
  • Havlu, bebek bezi, giysi gibi banyo sırasında ve sonrasında gerekli olacak tüm malzemeleri hazırlanmalı

SİLME BANYO

  • Bebek çıplak olarak bir havluyla sarılır
  • Silme işlemine yüzden başlanır. Önce gözler dıştan içe doğru silinir, sonra burundan yanaklara doğru, kulak kepçelerinin içi ve çevresi silinerek temizlenir
  • Bebeğin sarıldığı havlu açılmadan baş; sıcaklığı önceden kontrol edilmiş ılık suyla yıkanır. Isı kaybını önlemek için saçlar iyice kurulanmalıdır.
  • Bebek omuzlarının altından tutularak kaldırılır, baş geriye düşürülerek boyun kıvrımları silinir. Sonra vücuda sarılan havlu açılarak vücut silinir, en son bez bölgesi önden arkaya doğru silinerek temizlenir ve tüm vücut dikkatlice, yumuşak hareketlerle kurulanır.

Bebeğinizi birçok kez tutmanız gerekeceğinden, el bezleri, sabun ve havluların kolayca erişebileceğiniz yerde olmasını çok önemlidir.

KÜVET BANYOSU

  • Oda mutlaka önceden ısıtılmış olmalıdır. Özel bebek banyo küvetinin veya bebeğe özel uygun boyutta plastik leğenin altına havlu veya köpük yastık yerleştirilir
  • Küvete ~7-8 cm ılık su konur. Banyo suyunun vücut ısısında (35-37˚C) olması gerekir. Bebek banyoya yerleştirilmeden önce, suyun ısısı derece ile ölçerek veya önkolun iç yüzüne dökülerek dikkatli bir şekilde kontrol edilmeli, bebekte yanık oluşması önlenmelidir
  • Bebek yerleştirilirken bir kol başının altından geçirilir, koltuk altından sıkıca kavranır, diğer elle iki bacağının altından tutulur
  • Bebeğin vücudunun alt kısmı, sonra tüm vücudu suya sokulur.
  • Önce yüz ve saç silme banyosundaki gibi yıkanır. Sonra bir bez veya sünger yardımıyla bebeğin vücudu yukarıdan aşağıya doğru yıkanır

Banyo için ılık su kullanılması yeterlidir. Yenidoğan döneminde banyo için şampuan veya sabun kullanılması ilk günlerde gerekmez.

Sabunlar derinin normalde hafif asidik olan pH’sını bozar ve epidermisin koruyucu lipit tabakasını azaltır.

  • Kullanılması gerekiyorsa nötral pH’lı, boya ve parfüm içermeyen bir sabun, saçların yıkanması için yine nötral pH’lı, alkol, paraben, SLS içermeyen, göz yakmayan bebek şampuanı mümkün olduğu kadar az miktarda kullanılmalıdır
  • Sabun veya şampuan kullanılması durumunda iyice durulanmasına dikkat edilmelidir
  • Sabun artıkları kalırsa bebeğin cildini tahriş edebilir
  • Banyo sonrası saçlar ve tüm vücut, koltuk altları, kasıklar, boyun ve kulak arkası gibi kıvrım yerlerine dikkat edilerek iyice kurulanmalıdır
  • Kurulama işlemi havluyu hafifçe değdirerek, cildi zedelemeden dikkatlice yapılmalıdır

Sıcak mevsimlerde günaşırı veya her gün banyo yaptırılabilir. Sık banyo bebeğin cildinin kurumasına neden olur. Soğuk hava cildin kurumasını daha da artıracağı için, kışın daha az sıklıkla (en az haftada iki kez) banyo yaptırılmalıdır.

Cildin kurumaması için banyodan çıkarmadan kullanılan son suya parfümsüz banyo yağı eklenebilir.

Banyo sonrası bebeğin cildi kuru değilse ayrıca cilt bakımı gerekmez. Cilt kuru ise ince bir tabaka şeklinde iyice yayarak bakım kremleri kullanılmasının sakıncası yoktur.

Bu amaçla bir katman oluşturup su kaybını önleyen yumuşatıcı veya su vererek cildi nemli tutan nemlendirici bir krem kullanılabilir.

  • Bu amaçla kullanılan en uygun preparatlar vazelin esaslı nemlendirici ve yumuşatıcılardır.
  • Yağlı pomatlar (merhemler) ve yağlar, özellikle kalın bir tabaka şeklinde sürülürse cilt gözeneklerini tıkayıp terlemeyi önleyeceği ve isiliğe neden olacağı için kullanılmamalıdır.

Yenidoğan cildinden kimyasal maddelerin kolaylıkla emilebildiğini de unutmamak gerekir .

Çocuk Hastalıkları Uzmanı

Doktor Emre KARAYEL

Ekim ayı

Ekim Ayı Şampiyonları    Sebzeler Mantar, Ispanak, Lahana, Kıvırcık, Kırmızı Turp, Havuç, Salatalık, Yeşil Biber, Patlıcan, Domates, Kırmızı Biber, Yer elması, Bamya, Pırasa, Karnabahar, Pazı
Meyveler Nar, Üzüm, İncir, Kızılcık, Mandalina, Ceviz, Fındık, Kestane, Armut, Elma, Greyfurt, Portakal, Muz

Bamya

Börülceyi takiben artık tükenmekte tıpkı domates ile karpuz, kavun gibi.

Mandalina kendini göstermeye başlamış kızılcık olgunluğun tam zirvesine ulaşmıştır.

En pratik bilgilerden, yer elmasının çıkışı elmanın dalında olgunlaştığının habercisi gibidir.

Yer elması

Çoğu çocuğun bakarak tadını hiç merak etmediği bir değer.

  • Elma gibi çiğ olarak yenilebileceği gibi zeytinyağlı yemek olarak tüketilebilir
  • Çiğ olarak 100 gramı yaklaşık 60 kaloridir
  • İnanılmaz olarak folik asit, potasyum, demir ve lif içeriği yüksek, ve geçiş mevsiminde olmamızla birlikte bağışıklık güçlendirici etkileri vardır

Karnabahar

C vitamini, folik asit, potasyum minerali ve lif içeriği yüksek bir sebzedir.

  • Özellikle obezite veya kilo fazlalığı olan hastalarım gibi, tüm yaş çocuk yaş grupları, kalorisi oldukça düşük olan bu sebzeyi kilo kontrolü sağlamak isteyen çocuklar için sağlıklı pişirme yöntemleri uygulayarak sıkça kullanabiliriz
  • 200 gramı sadece 50 kaloridir ve çocukları tok hissettirme konusunda oldukça başarılıdır

Beyaz lahana

Yüksek oranda folat, C ve K vitamini; demir, potasyum, magnezyum mineralleri içerir.

  • Antioksidan içeriği sayesinde ileriki yaşam için kolon, meme ve prostat kanserlerinin oluşumunu engellemede yardımcılardan
  • Özelikle büyüme çağında bazı hastalıklar sonucu, beyin hasarı oluşmasını önler ve bellek bozulmalarında koruyucu özelliğe sahiptir
  • Karnabahar gibi düşük kalorilidir
  • Bu mevsimde tazecikken salatalarda kullanıp, üzerine nar taneleri ekleyerek çocuklar için çekici menüler ve leziz tatlar yakalayabilirsiniz

Biliyorum tezgahlarda hep var olan ürünler;

  • Salatalık
  • Yeşil biber
  • Kabak
  • Patlıcan için mevsim sonu geldi ve artık doğal mevsim ürünü bunlar değiller

İncir, kızılcık, fındık ve ceviz için de taze dönem bitiyor. Bundan sonra kuruların tüketim dönemi başlayacaktır.

Önce mandalina ardından da portakal ve greyfurt yavaştan tezgahlarda kendini göstermeye başlıyor bu ayın sonuna doğru.

Benim en sevdiğim ürünler bunlar;

  • Bu dönemde mevsim sebze ve meyvelerinin içeriği tamda kışa bağışıklığı güçlendirerek girmek için çocuklar için doğada yetişen inanılmaz içerikli, Çocuk doktoru ve Anne-Babaların kurtarıcıları kesinlikle
  • Benim bir yardımcımda; öksürük düşmanı ayvanın tam olgunlaşmasına çok az zaman var.    

bursa çocuk doktorubursa çocuk hastalıklarıçocuk doktoru bursaÇocuk Doktoru Emre Karayelçocuklarda alerjiÇocuklarda alerji bursa

Çocuk Hastalıkları Uzmanı

Günümüz Alerjisi ve güncel yaklaşımlar

Alerji kavramı 1906 yılında Viyanalı çocuk hekimi ClemensvonPirquet tarafından ilk kez kullanıldı ve günümüzde tüm dünyada kullanılmaktadır.

Alerji esasen bağışıklık sisteminin bir çalışma arızası veya aşırı aktivitesidir.

Bağışıklık sisteminin görevi, yabancı proteinleri (örneğin parazitler, bakteriler veya virüsler) tespit etmek ve zararsız hale getirmektir.

Bunu vücut yabancı maddeye karşı spesifik bir madde, antikor, üreterek başarır (bu madde alerjide immünoglobulin E adlı antikorlardır).

Bu antikorlar yabancı proteinle vücudun bir takım direnç hücreleri arasında bağlantıyı oluşturarak direnç hücresini aktive eder ve yabancı maddelerin vücuttan atılmasını sağlar.

  • Alerji hastaları bu antikorlardan çok sayıda imal ediyor, bu da aşırı reaksiyona yol açıyor.
  • Antikorlar belirli bir proteinle bir veya birkaç kez temastan sonra oluşur.

Alerjik reaksiyonlar ilgili maddeyle/proteinle tekrarlanan temastan hemen sonra meydana gelirse, ani bir reaksiyondan bahsedilir. Gecikmeli bir reaksiyon söz konusuysa reaksiyon birkaç saat sonra da meydana gelebilir. Alerjik bir reaksiyon kapsamında IgE ve allerjik maddenin bağlandığı hücreden çok sayıda aracı madde kana verilir; bu maddeler çeşitli alerjik semptomlara yol acar.

Alerjiler geçen on yıllar içinde ciddi bir artış gösterdi. Bunun nedenleri ise henüz aydınlanmamıştır. Fakat yaşam standardının yüksek ve hijyen koşullarının iyi olduğu ülkelerde alerjilerin arttığı kesindir.

Bağışıklık sistemi doğal düşmanlara daha az maruz kaldığı için tehlikeli veya tehlikesiz maddeleri ayırt etmeyi unutmuş ve tehlikesiz proteinlere de aşırı tepki vermeye başlamıştır.

Dünya nüfusunun yüzde 40‘dan fazla bir kısmı alerji geliştirmeye yatkındır. Bir insanın gerçekten hasta olup olmayacağı büyük oranda ebeveynlerine bağlıdır. Ebeveynlerin birisi alerjikse, çocukta alerji gelişme riski yaklaşık yüzde 30‘dur. Anne ve baba alerjikse, bu ihtimal yüzde 60‘ın üzerine çıkar.

Alerjinin uzun vadeli sonuçları küçük yaşta ve çok nadiren de ana rahminde başlayabilir. Küçük çocuklarda gözlemlenen alerjiler farklıdır;

  • Başlangıçta yani 1 ve 2 yaşında genelde yumurta proteinlerine, süte veya soyaya karşı bir gıda alerjisi söz konusu olmaktadır. Bu alerji genelde ciltte dermatit/egzama ve kaşıntı şeklinde görülür.
  • Aynı çocuklar daha ileriki yaşlarda bronşit enfeksiyonları gösterir, bu da hırıltılı bir solunuma yol açabilir. Bu çocuklar çevresel alerjen maddelere karşı aşırı duyarlıdırlar (ev tozu böcekleri, akarlar, köpekler vs.).
  • Okul çağına geldiklerinde ise bahar nezlesi geliştirirler. Şikâyetler geçici olabilir, birçok şikâyet kendiliğinden yok olur. Bazılarında ise kaşıntılı dermatit ve astım kalıcıdır. Buna alerjik seviye değişimi denir.

Uygun bir tedavi uygulanarak (immünoterapi veya alerji aşısı veya spesifikimmünoterapi (SIT) de denir) semptomlar ciddi oranda iyileştirilebilir ve hatta tamamen ortadan kaldırılabilir ve hastalığın kötüleşme riski azaltılabilir.

Bahar nezlesi önceleri bir soğuk algınlığıyla karıştırılabilir, gıda alerjisine bağlı şikâyetler bir mide bozulması şeklinde yorumlanabilir. Bu nedenle hastalar ne zaman ve nerede semptomların meydana geldiğine dikkat etmelidir. Şikâyetler haftalar boyu devam ederse, bir alerjik hastalık ihtimali göz önünde bulundurulmalı ve bunun nedeni tespit edilmelidir.

Tüm hastalıklarda olduğu gibi ne kadar erken teşhis konulursa ve tedaviye başlanırsa iyileşme şansı o kadar yüksektir.

Alerjinin teşhisi birçok kısımdan oluşur ve şu yöntemleri kapsar:

  • Hastalığın ön hikâyesindeçocuk sağlığı uzmanı hastanın şikâyetlerini tespit eder.
  • Doktor şikâyetlerin türünü ve yoğunluğunu, hangi organların etkilendiğini ve bu şikâyetlerin meydana geldiği zamanı ve yeri sorar.
  • Çocuk doktoru ayrıca ailede alerjiler olup olmadığını ve bununla ilgili bu zamana kadar neler yapıldığını sorar.

Bir alerji şüphesi varsa, o zaman teşhis amacıyla bir cilt testi (sürtme veya iğne testi) yapılır.

  • Pozitif reaksiyon hastanın belirtmiş olduğu şikâyete uyuyorsa o zaman bir alerji söz konusudur. Hastanın şikâyet göstermediği pozitif bir reaksiyon ise alerji değildir, sadece bir duyarlılık belirtisidir.

Moleküler alerji teşhisi Alerjide en yeni teşhis seçenekleri arasında ISAC testi yer almaktadır. Bu test alerji tarama testi de denmektedir.

  • Bu yöntemle 100 den fazla ana alerjen maddeyi aynı anda tespit etmek mümkündür. Bu testte çok az miktarda kana ihtiyaç olduğu için çocuklarda uygulanmak için de idealdir.
  • Özellikle alerjiye neden olan maddeyi tespit etmenin tıpkı samanlıkta iğne aramaya benzediği hastalarda moleküler alerji teşhisi mantıklıdır. Ancak bu test her durumda kanda normal IgE arama testini tam olarak takviye etmez. Her ne kadar arada sırada alerjiden kaynaklanmayan anafilaktik reaksiyonlar (şok ve benzer…) meydana gelse de normal testlerle sonuç alınamadığı durumlarda bu moleküler alerji testi yararlı olabilir.

Alerjen maddeler/proteinler nedeniyle zamanla alerjik astım gelişebilir. Alerjen maddeler biyolojik menşeli çeşitli proteinler olabilir; örneğin polen, böcek zehirleri veya ev tozu böceğinin bileşenleri.

İlgili alerjen maddeyle sıkça temastansonra vücut bu proteinlere karşı, IgE antikorları imal eder; bunlar tam olarak bu alerjen maddeyi hedef almaktadır. Temas devam ettiğinde alerjen madde, belirli bağışıklık hücrelerinde oturan IgE antikorlarına bağlanır.

  • Alerjen maddeyle antikorlar arasındaki reaksiyon neticesinde ana hücreden özellikle histamin gibi maddeler salınır; bu da alerjen maddeyle temasın olduğu yerde bir iltihaba neden olur.
  • Aynı zamanda vücudun uzak noktalarında da reaksiyonlar görülebilir.

Polen veya çiçek tozu en yaygın alerjen madde kaynaklarıdır. Hastaların yaklaşık % 20-25‘i bir polen alerjisindenmüzdaripdir. Alerjiye neden olan en önemli polenler;

  • Kayın ağacı
  • Gürgen ağacı
  • Fındık ağacı
  • Otlardan, çavdardan, misk otundan ve ambrosia gibi otlardan gelmektedir.

Bunlar kuru havada rüzgârın etkisiyle yüzlerce kilometre uzağa taşınabilir. Hapşırmanın ve göz yanmasının yanı sıra sinüslerde, kulaklarda, ağızda, boğazda veya ciltte de şikâyetler söz konusu olabilir. Bunun yanında genel bir hastalanma hissi, baş ağrısı, yoğunlaşma sorunları ve sosyal hayatta ciddi kısıtlamalar söz konusu olabilir.

  • Tedavi edilmediği takdirde bu şikâyetler kötüleşebilir veya başka polenlere ya da gıdalara karşı alerjiler gelişebilir; bunun neticesinde hayat kalitesi daha da kısıtlanır.

Ev tozu böcekleri kapalı mekânlarda alerjiye neden olan en önemli alerjenlerdir. Her evde bulunurlar, fakat bu durum evin temiz olmadığını göstermez!

  • İsminden de anlaşılacağı gibi ev tozu böcekleri ev tozunda yaşarlar ve insanların cilt döküntüleriyle ve diğer organik maddelerle beslenirler.
  • Nem oranı % 75-80 olduğunda ideal yaşama şartlarına sahipler. Bu böcekleri yataklarda, oyuncak hayvanlarda
  • Minderli mobilyalarda ve halılarda bulmak mümkündür.
  • Alerjen maddenin kendisi böceğin dışkısında ve ölmüş böceklerin kitin zırhında bulunur.
  • Özellikle sonbahar ve kış aylarında, yani ısınma döneminde ve özellikle sabah uyanırken şikâyetler yoğunlaşır.
  • Bir ev tozu böceği alerjisi tüm yıl devam eden nezleye, göz nezlesine ve alerjik astıma neden olabilir

Hayvan alerjenleri; en sık kedilere ve köpeklere ve sonrasında kemirgenlere karşı (fareler, sıçanlar, tavşanlar, hamsterler) ve at ve ineklere karşı alerjiler görülür. Nadir de olsa ev kuşları da alerjilere neden olur.

  • Alerjen maddeler genelde hayvanların cilt ve tükürükbezlerinden salgılanır ve kıllarında ve pullarında tutunur. Bunlar evdeki toza karışır veya kıyafetle taşınır.
  • Kedilerin alerjiye neden olan maddelerine kıyasla köpek kıllarının alerjen maddeleri daha az bir duyarlılık potansiyeline sahiptir; köpekteki alerjen madde ayrıca odadaki havada kendininki kadar fazla kalmaz.
  • Kemirgenlere karşı alerjisi olan insanlar genelde idrardaki veya dışkıdaki proteinlere reaksiyon verir. Bir hayvan alerjisinin şikâyetleri çok şiddetli ve hızlı olabilir. Reaksiyonlar nezle, yaşaran gözler, hapşırma, öksürme, ciltte kaşınma ve nefes darlığı şeklinde gelişebilir.

Küf mantarları her yerde karşımıza çıkar. Küf mantarları çoğalmak için gözle görülmeyen sporlar oluşturur. Bu sporlar yüksek konsantrasyonda havada olabilir, solunabilir ve alerjik reaksiyonlara neden olabilir.

  • Orta Avrupa‘da alerjiye neden olan çeşitli küf mantarı türleri vardır, örneğin alternaria, aspergillus ve kladosporium. Küf mantarları sıcak ve nemli olan her yerde büyür. Nemli odaları severler ve bozulan bitki parçacıklarıyla (örn. çiçek vazolarında veya kirli buzdolaplarında) beslenirler.
  • Dolapların, ahşap kaplamaların ve duvar kâğıtlarının ardında, iyi havalandırılamayan, nemli odalarda, banyolarda ve bodrumlarda büyürler.
  • Özellikle nemli mevsimlerde sporlarını büyük miktarlarda yayarlar. Küf mantarına alerjisi olanlarda açık havada genelde samanla, yemle, otla, kuru toprakla, dökülmüş yapraklarla temas sonrasında şikâyetler görülür.
  • Gıda alerjeni bakımından küf mantarları pek önemli bir role sahip değildir. Gıdalar bozulduğunda da küf mantarları oluşabilir
  • Alerjinin kendisi dönemsel veya tüm yıl boyunca görülebilir.
  • Alerjen maddeyi taşıyan sporlar havayla solunursa veya gözlerle temas ederse göz nezlesine, nezleye, hapşırma nöbetlerine veya nefes darlığına yol açarlar. Bunun en iyi tedavisi evi, nemli odayi yenilemek ve mantardan arındırmaktır, aksi takdirde bir küf mantarı alerjisi astıma dönüşebilir.

Gıdalara karşı gerçek alerjiler nadir rastlanır ve çocukların yaklaşık yüzde beşi ile sekizinde görülür. Doğru teşhis çocuk uzmanı doktor tarafından yapılmalıdır.

Alerjiye en sık neden olan gıdalar;

  • Süt ve tavuk proteinleri
  • Balık
  • Kabuklu yemişler
  • Çeşitli meyve türleridir.
  • Belirli otlar, baharatlar ve bazı deniz mahsulleri de alerjik reaksiyona neden olabilir.

Polenlere karşı alerjisi olanlar bazı polen ve gıda alerjenlerinin moleküler temel benzerliklerinden dolayı polen benzeri bitkisel gıda alerjenlerine oldukça duyarlıdır (çapraz reaksiyonlar).

Bir gıda alerjisi sindirim organlarıyla sınırlı olabilir;

  • En çok ağızda, boğazda, dilde ve dudakta kaşınma ve baloncuklara neden olur.
  • Dudaklar, ağız veya boyun bölgesi de şişebilir, kaşınabilir, matlık duygusu meydana gelebilir.
  • Nezle, göz yanması, cilt dökmesi veya nefes darlığı da görülebilir. Nadiren de olsa tehlikeli alerjik şok meydana gelebilir.

Böcek zehirleri; Eşek arısına kıyasla arılar ve yaban arıları daha fazla alerjiye neden olur. Böcek zehiri alerjisinde iki tip reaksiyon olabilir:

  • Zehrin kendisi ciltte ağrılı, kaşıntılı ve şişmeli yerel bir reaksiyona neden olur. Böcek zehrine alerjisi bulunanlarda ayrıca şiddetli genel reaksiyonlar gözlemek de mümkündür.
  • Solunum şikâyetlerinin veya kaşıntılı cilt dökmelerinin yanında yüzde şişmeler veya tüm vücutta kaşıntı olması mümkündür.
  • En tehlikelisi anafilaktik şoktur. İlk belirtileri avuç içlerinde ve ayak tabanlarında kaşıntı/ yanma, ani tansiyon düşüşü ve bilinç kaybıdır. Derhal bir çocuk doktoruna bilgi verilmelidir!
  • Bir böcek sokmasından sonra bir alerjik reaksiyon belirtisi görülmüşse, sonraki sokulmada şok geçirme riski artabilir. Bu kişiler yanlarında her zaman bir acil durum seti bulundurmalı ve bunu nasıl kullanacaklarını bilmelidir.

Lateks esasen kauçuk ağacından elde edilen farklı kauçuk mamullerini (örneğin eldiven, balon, emzik, araba lastiği vs. gibi) imal etmeye yarayan sütümsü bir sıvıdır. Lateks ayrıca contalarda, lastik körüklerde, bantlarda, botlarda, spor ayakkabılarda, yapıştırıcı bantlarda, havalı döşeklerde, silgilerde, kumaşlarda vs. bulunabilir.

Bir lateks alerjisi geliştirme riski, tıbbi sektörde veya kan alma, damar yolu tespit materyalleri kullanılanlarda daha yüksektir.

  • Özellikle tıbbi alanda kullanılan pudralı lateks eldivenlerde alerjen maddeler eldivenler giyilirken havaya karışır ve solunur. Gözlerin yaşarması, burun akması, öksürük ve nefes darlığı meydana gelebilir.
  • Bir çapraz reaksiyon, bağışıklık sisteminin içerik proteinleri tıpkı polenlere benzeyen ve dolayısıyla bağışıklık sistemi tarafından polen alerjenleri ile karıştırılan belirli bitkisel gıdalara verdiği tepkidir. Örneğin kayın ağacına alerjiniz varsa elmalara da aşırı reaksiyon gösterebilirsiniz. Bunun yanında armut, şeftali, nektarin, kiraz, erik, fındık, ceviz, badem, böğürtlen, çilek, havuç, pırasa ve kiviye de aşırı reaksiyon olması mümkündür.
  • Polen veya başka inhale edilen alerjen maddeler (ev tozu böcekleri, hayvan kılları, böcek tozları) ne kadar uzun süredir varsa çapraz reaksiyonlar o kadar sık görülür.
  • Çapraz alerjen maddelere olan alerjik semptomlar genelde esas ana alerjiye olan tepkilerden daha hafif seyreder. Ağız ve boyun bölgesinde geniz kaşıntısı veya dil uyuşması gibi hafif belirtiler görülebilir ve oral alerji sendromu olarak tanımlanır.

Çocuklarda bir alerji geliştirme riski özellikle genetik faktörler tarafından belirlenmektedir.

  • Ne kadar fazla sayıda aile üyesinde alerjik hastalıklar varsa çocukların da aynı alerjiyi geliştirme ihtimali o kadar yüksektir.
  • Her iki ebeveyn bir alerjiye sahipse çocukların % 50 ile 80‘i alerji olabilir, tek bir ebeveyn alerjiye sahipse bu oran %20 ila 40 arasındadır.

Alerjileri önlemede şu hususlara dikkat edilmesinde fayda vardır:

  • Çocuğu en az 4-6 ay boyunca emzirin
  • İlave gıda takviyesi yapmayı geciktirmeyin (4-6 ay sonra)
  •  Çocuğu sigara dumanına maruzbırakmayın
  • Evde dumansız bir ortam olmasına dikkat edin
  •  Gebelik ve emzirme döneminde balıktan kaçınmayın
  • Riskli çocuklarda (yani ebeveynlerin en az birisi alerji hastası ise) evde kedi barındırmayın
  • Aşırı kilolardan kaçının
  • Bebeklik ve çocukluk döneminde güncel aşı tavsiyesine göre tüm aşıları yaptırın
  • Düzenli havalandırma yaparak nemli odalar ve dolayısıyla küf mantarı oluşumu önlenmelidir
  • Sezaryenle yapılan doğumlar çocukta alerji riskini artırır, mümkünse normal doğumu tercih edin
  • Probiyotik gıdaların alerji önleyici etkisi henüz tartışmada, bazı tibbi araştırma ve yayınlarda kaşıntılı dermatit-egzama-ürtiker için faydası tespit edilebildi.
  • İç ve dış mekanlarda havadaki zararlı maddelerden çocukları koruyun

Ebeveynler şayet çocuklarında, bir alerjik reaksiyonu andıran belirtiler gözlerse, çocuklarını uzman bir çocuk hekime götürmelidir. Bir alerji şüphesi tespit edilirse çocuk için muhtemel tedavi seçenekleri doktorla görüşmelidir

Tedavi edilmeyen bir alerji artabilir ve bir astıma dönüşebilir!

Bir hasta sadece senede iki ya da üç hafta etkili olan tek bir alerjen maddeye hafif bir tepki veriyorsa, o zaman bir semptomatik ilaç kullanması tavsiye edilir.

Belirtiler hastanın genel sağlık durumunu ciddi biçimde etkiliyorsa, bu tedavi arttırılır ve semptomatik tedavi yeterince fayda etmiyorsa veya etkili olmazsa;

  • İmmunoterapi seçeneğine başvurulur.
  • Antihistamin/anti alerji ilaçları ve/veya kortizonlar bir alerjinin semptomlarını azaltan fakat nedenini tedavi etmeyen ilaçlardır. İmmünoterapi veya spesifikimmünoterapi (SIT) alerjik hastalığın nedeniyle mücadele eden en etkili tedavi şeklidir.

Çocuk Doktoru

Emre Karayel

Ek Beslenme ve Anne Sütü

EK BESİNLERE GEÇİŞ DÖNEMİ

Çocuğu büyüme ve gelişmesine uygunluk gösteren iç içe girmiş üç beslenme döneminden geçmektedir.

  • Sadece anne sütü dönemi
  • Anne sütü ve ek gıda dönemi
  • Erişkin diyetidir.

Anne sütünden ek gıdalara geçişte esas problem ne zaman ve hangi gıdaların başlanması gerektiğidir.

Erken ek gıdalara başlanması sindirim sisteminin tam gelişmemiş olması nedeni ile ishal ve besin allerjilerinde artmaya neden olmaktadır.

Emmede azalmaya bağlı anne sütünün azalması, ishalli hastalıklar, doğru ve yeterli besinlerin verilmemesi nedenleri ile de malnütrisyon gelişir.

Annenin erken ek gıdaya başlamasının en önemli nedenleri ise annenin sütünün yetmediğini düşünmesi, annenin yanlış bilgilendirilmesi, bebeğin büyüme izleminin yapılmamasıdır

  • Ek gıdalara geç başlanması ise anne sütünün yetersiz kalması ile büyümede yavaşlama, immün yetmezlik ve büyümede yavaşlamaya neden olacaktır.
  • Uygunsuz besin seçimi protein enerji eksikliğine ve mineral-vitamin eksikliği ile sonuçlanacaktır

Ek gıdalara başlama dönemi ile çok erken olması ilgili durumlar;

  • Artmış ishal ve allerjik hastalıklar (barsak gelişiminde yavaşlamaya bağlı)
  • Anne sütünde azalma (ek gıdalar nedeni ile çocuğun emme isteği azalmakta)

Ek gıdalara başlama dönemi ile uygun olması ilgili durumlar (5-6. Aylar arasında)

  • Besin içeriği yeterli (Kalori, protein, demir, çinko, vitamin A ve vitamin D içeriği yeterli)
  • Hijyen koşullarına uyularak toplumun kültürel yapısına uygun yiyecekler ile (o ülkede mevcut olan ve toplumca kabul edilebilen)

Ek gıdalara başlama döneminin geç olması ile ilgili durumlar;

  • Büyüme geriliği (Anne sütü tek başına kalorik olarak yetersiz hale gelmektedir)
  • İmmün sistemde yetmezlik (Yetersiz enerji ve protein alımı sonucu)
  • İshalli hastalıklarda artma (İmmün sistemde yetersizlik sonucu)
  • Malnütrisyon (Yetersiz kalori alımı ve ishalli hastalıklara bağlı)
  • Mikronütrient eksikliği

Ek gıdalara başlanmasında her çocuk için kesin bir yaş yoktur. Ek gıdalara başlanmasını belirleyen en önemli faktör çocuğun gelişim basamağı, böbrek fonksiyonlarının artması ve sindirim sisteminin olgunlaşmasıdır. Bu da 5-6 ay arasında, her çocuk için farklı bir zamanda olmaktadır

Yeterli kalori ve protein oranına sahip olması ve yüksek biyolojik yararlanırlılığı nedeni ile anne sütü ilk 5-6 ay tek başına yeterlidir. Bu dönemde böbreklerin konsantrasyon ve sekresyon kapasiteleri düşüktür. Anne sütü bu dönemde en ideal besindir.

Yenidoğan bebeklerin mide kapasiteleri küçük  ve bağırsak geçiş zamanları kısa olması nedeni ile az miktarda ve sık beslenmeleri gerekir.

Term bebekte barsak laktaz, sukraz, maltaz ve glukoamilaz enzimleri yeterli düzeydedir.

Tükrük amilazı yenidoğanda çok düşüktür ve üç aylık çocukta erişkinin 1/3’üne ulaşır. Pankreatik amilaz altı aylık bebekte erişkin düzeyine ulaşır.

Safra tuzları miçel oluşumu için yetersizdir ve birinci ayın sonunda artar.

Pepsin ve asit salınımı iki yaşında erişkin düzeyine ulaşır.

Sindirim sisteminin yabancı proteinlere karşı koruyucu mekanizması tam gelişmemiştir. Anne sütü bu mekanizmanın gelişmesini sağlarken yabancı protein ve patojenlerle çocuğun karşılaşmasını engeller.

Bu sürede yutma refleksi zayıftır ve kaşıkla verileni ağızdan çıkartma eğilimindedirler. İlk 5-6 ay bebeğin emerek beslenme evresidir. Bu sürede bebek kaşıkla verileni yeterli yutamaz ve ağzından geri çıkartmaya eğilimlidir

Altıncı aydan başlayarak hayatın ikinci yılına kadar baş kontrolü, ince ve kaba motor basamaklarında ilerleme ile fizyolojik ve nörolojik olgunlaşma görülmektedir.

Ek gıdalara geçiş ile kaşıkla beslenme, çiğneme, parmakları ile besinleri tutarak kendini besleyebilme, kaptan bağımsız beslenme ve kaşık-çatal kullanabilme çocuğun beslenme basamaklarını oluşturur.

  • Bununla birlikte dil çıkarma refleksi 5-7. aylarda kaybolur ve kaşıkla verileni alabilir.
  • Sekizinci ayda yardımsız oturabilir ve dil hareketleri daha da gelişir; böylece daha katı yiyecekleri yiyebilir.
  • Onuncu ayda çiğnemeye başlar ve elindeki yumuşak besinleri ısırabilir.
  • Bir yaşında tüm besin maddelerinden yiyebilir ve iki elini kullanarak kaptan sıvı gıda içebilir.
  • İkinci yaşın sonunda yiyecekleri diğer maddelerden ayırabilir.

Anne sütünden ek gıdalara geçişte gelişim basamakları yanında çevrenin etkisi de vardır.

Ek gıdalara başlama yaşı annenin süt üretme kapasitesi ve bebeğin besin ihtiyacını karşılayacak besinlerin olup olmamasına göre de değişir.

Genel olarak pratik bir hesapla doğum ağırlığını iki katına çıkmış çocuk ek gıdalara başlamak için hazırdır.

Ek besin verilirken özelikle dikkat edilecek noktalar;

  • Her yeni gıdaya tek tek başlanmalı ve çok az miktarda (bir yemek kaşığı) verilmelidir
  • Bebeğin alımına uygun olarak 3-4 gün içinde miktarı artırılmalıdır
  • Yeni bir gıdaya bu üç günün sonunda başlanmalıdır.
  • Böylece çocuğun bir besin maddesine olan allerjisi tespit edilebilir
  • İlk kez verilecek besinler bebek açken denenmelidir
  • Bebek istemediği bir besini alması için zorlanmamalı bir süre ara verip bir-iki hafta sonra tekrar denenmelidir
  • Ek gıdalar tek öğün olarak başlanır.

Bebek altı aylık olduğunda anne sütüne ek olarak günde 2- 4 öğün ek gıda alabilir.

Ek gıdalara geçerken önce tekli besin grubu (yoğurt, taze meyve suları) kullanılır daha sonra çoklu karışımlara (çorba…) geçilir.

Bebeğe verilecek ek besinlerin protein, demir, çinko, vitamin D ve vitamin A’dan zengin olmasına dikkat edilmelidir.

  • Bebeklere doğal ve taze hazırlanmış besinler verilmelidir. Konserve, dondurulmuş yiyecekler, katkı maddeli hazır besinler bebeğe verilmemelidir.

Bebek için hazırlanan besinler iki saat içinde tüketilmelidir. İki saatten uzun süre oda ısında bekletilen yiyecekler kullanılmamalıdır.

Uygun saklama koşulları yoksa (buzdolabı gibi) beslenme sonrası artan miktarlar atılmalıdır.

Besinler hazırlanmadan ve bebek beslenmeden önce eller mutlaka yıkanmalıdır.

Bebeğe verilecek besinler hazırlanırken gıda hijyenine uyulmalıdır.

Besinlerin hazırlanmasında kaynatılmış su kullanılmalıdır.

Tüm besinler sadece kaşık ile verilmelidir.

Ek gıdaların verilmesinde biberon kullanılmamalıdır.

  • Koyu kıvamlı besinler emzikten emilirken boğulmaya neden olabilir.
  • Biberon ile ek gıdaların verilmesi uygun olmayan beslenme alışkanlıklarının gelişmesine neden olur ve kaşıkla beslenme alışkanlığının gelişmesine olanak vermez.
  • Bebeği beslemek için kullanılacak kaplar ve kaşıklar temiz olmalıdır.
  • Kullanılan kapların gıda artıklarının kalmasının önlenmesi ve kolay temizlenmesi için köşesiz olması gerekmektedir.
  • Bu malzemeler bir tencere içinde ağzı kapatılmış olarak en az beş dakika süre ile kaynatılmalı ve ağzı kapalı olarak soğutulmaya bırakılmalıdır.
  • Meyve ve sebze pürelerini hazırlarken vitaminlerin kaybolmaması için cam rende kullanılmalıdır.
  • Beslenme saatleri hem anne hem de çocuk için mutlu geçen anlar olmalıdır. Beslenme saatlerinde anne rahat olmalı ve acele etmemelidir.
  • Çocuk çok hızlı ya da çok fazla beslenmiş ise kusabilir

5-6 aylar arasında meyve (elma, şeftali gibi özellikle mevsimdekiler) ve yoğurt az miktarda başlanabilir.

Yerli pirinç kolayca sindirilebilir ve nadiren allerjik reaksiyonlara neden olur. Önceleri sulu muhallebi şeklinde verilebilir.

Sebze püreleri; patates, havuç, bulgur, kabak ve pirinç ile hazırlanabilir. Çorbalara bir miktar sıvı yağ ilavesi bebeğin enerji ihtiyacını tamamlamada yardımcı olur.

Yaşamın altıncı ayından itibaren yumurta sarısı az miktarda(1/8) başlanabilir ve miktarı artırılarak 10-15 günde tam yumurta sarısına çıkılır.

8-9 aydan itibaren haftada iki-üç kez tam yumurta verilebilir.

Ispanak, turp ve pancar yüksek nitrat içeriği nedeni ile erken beslenme döneminde önerilmemektedir.

8-9 aydan itibaren etli dolmalar, etli sebze yemekleri ve baharatsız ızgara köfte verilebilir. Bu ayın sonunda nişastalı besinler (pilav, makarna, tam buğday ekmek gibi) verilmeye başlanabilir.

Dokuzuncu aydan başlayarak çocuk birçok yiyeceği ısırarak yiyebilir ve bir yaşında aile sofrasındaki yiyecekleri yiyebilir

Yenidoğan bebeğin kalori ihtiyacı vücut ağırlığına göre düşünüldüğünde erişkinin üç katıdır.

Yeterli kalori alımı santral sinir sisteminin gelişimi için gereklidir.

5-6 aydan sonra anne sütü çocuğun ihtiyacını karşılayamayabilir.

Anne sütü çok azalan, ek gıdalar yeterli miktarda verilemeyen ve kilo alma problemi gözlenen bebeklere döneminde devam formülaları önerilebilir.

Hayatın ikinci yılında anne sütü çocuğun ihtiyacının sadece küçük bir bölümünü karşılayabilmesine rağmen, gelişmekte olan ülkelerde uzun süreli 24-30 aya kadar emzirme önerilmektedir

Başlanan ek gıdaların yetersiz ve dengesiz olması sonucunda çocukta büyüme duraklaması olabilir. Bu erken tespit edilmezse beslenme bozuklukları-eksiklikleri ve buna bağlı kalıcı hasar gelişebilir.

Anne sütünün D vitamini yetersizdir.

  • ilk 18-24 ay içinde tüm çocuklara 400 IU D vitamini verilmesi ve çocukların güneşe çıkarılmaları gerekmektedir

Ülkemizde vitamin A eksikliği de yaygındır. Vitamin A eksikliğinde büyümede duraklama, immün sistemin baskılanması sonucu kızamık ve ishalli gibi hastalıkların sıklığında artış, körlük gelişmesinde artma tespit edilmiştir.

Hayatın ilk yılında vitamin A ihtiyacı 1500 IU/gündür.  

  • Vitamin A özellikle peynir, yumurta, karaciğer, balık, yeşil yapraklı sebzeler ve havuçta bulunur.
  • Kızartma ve güneşte kurutma vitamin A’nın kaybına neden olur.

İnek sütü barsaktan gizli kanamaya neden olması, demir içeriğinin yeterli olmaması, içerdiği yabancı proteinlerle allerjilere neden olması nedeni ile ilk bir yıl içinde önerilmemektedir

Süt çocuğunda döneminde uygun ek gıdaların verilmemesi sonucu bu dönemde anemi sık görülmektedir.

Süt çocukluğu döneminde görülen ve üç aydan uzun süren kansızlığın tedavi edilse bile okul çocuğunun performansını etkilediği gösterilmiştir.

  • Dördüncü aydan itibaren zamanında doğan bebeklere demir desteği önerilmektedir
  • Formüla mama alan bebeklere genellikle demir desteğine gerek yoktur
  • C vitaminin yeterli tüketilmesi demir emilimini artırır 

İçme sularındaki flor miktarı 0.3 ppm’in altında ise diş çürüklerinin önlenmesi için altıncı ay – üç yaş arasındaki çocuklara 0.25 mg/gün florür verilmesi gerekmektedir

Süt çocukluğundaki ve çocukluk çağındaki hatalı beslenmenin    

  • Hipertansiyon, obesite
  • Besin allerjisi ve ateroskleroz gibi erişkin döneminin bazı kronik hastalıklarla ilişkili bulunmuştur.

Ek gıdalara başlanma döneminde çocuğun tuz ihtiyacı yoktur ve tuzsuz besinleri kolayca alabilir.

  • İlk 2 yıl içinde bebeğin yiyeceklerine tuz katılmaması önerilir.
  • Bu dönemde tuzlu besin alan çocukların hayatlarının ileri dönemlerinde de aşırı miktarda tuzlu besin tükettikleri bulunmuştur.

Ailede allerji öykü olan bebeklerde emzirme döneminde annenin diyetinden allerjen besinlerin çıkartılması ve çocuğa da bu besinleri başlamanın geciktirilmesi önerilmektedir

Ek besinlere geçiş dönemi hem anne sütü ile beslenmeden hem de biberon (mama) ile beslenmeden erişkin besinlere geçiş dönemini kapsar.

Sadece emziren annelerde değil biberon ile besleyen annelerde de rastlanmaktadır. Biberon ile beslenmenin iki hatta dört yaşına kadar devam ettiği görülmüştür.

  • Bu durum çocuğun diş gelişimini de olumsuz etkilemektedir.

Anne sütünün besleyici ve enfeksiyonlardan kesinlikle koruyucu, bebek için en uygun karışım olduğu, erişkin besinlere geçişi kolaylaştırdığı ve bebeğin bu zor dönemden geçmesini de kolaylaştırdığı aşikardır.

Çocuk Hastalıkları Uzmanı

Emre KARAYEL

Meyve ve sebzelerin en olgun olduğu dönem EYLÜL!

 

 

Çocuklarımızın Eylül ayı bedenini kışa hazırlayacağını aydır. Soğuk iklime bizi hazırlayacak olan mevsim ürünlerini tüketmeniz mevsim geçişlerinden olumsuz etkilenmenizi önleyecektir.

Sonbaharın gelişi ile bitkilerin su içeriği azalmaya, daha sıkı dokuya sahip olanlar yetişmeye başlamaktadır.

Yağlı tohumlar ise yeni yeni ortaya çıkmaya başlar.

Hala biber veya domates salçası yapmak için geç değil.

Önce karpuzun ardından da kavunun sonu yaklaşmakta.

Mantar lezzetli ama hassas bir konu. Bazı zehirli türleri de var bu nedenle kültür mantarı olduğundan emin olmalısınız.

  • Yaş ağırlığının önemli bir kısmı su ve yüzde 1’i ise madensel tuzlardır.
  • 100 gramında 1,5- 2 gram istiridye mantarı 0,5 gram karbonhidrat içerir ve ortalama 35 kaloridir.
  • Az miktarda protein içermesine karşılık protein içeriği esas olarak enzimlerden oluştuğundan tüm elzem aminoasitleri içermektedir.
  • Mantar ile ana yemeklerinizin yanına sağlıklı bir çeşniler yapabilirsiniz.

Bu ayda yeni mahsul fındık çıktı. Yağ ve kalori içeriği yüksek olduğundan ölçülü tüketilmesi gereken fındık;

  • Lif ve protein açısından zengin bir kaynaktır. İçerdiği doymamış yağ asitleri sayesinde kalp sağlığını koruyucudur.
  • Tüketirken 1 avuç fındığın 150 kalori olduğunu unutmayın.

Güçlü bir antioksidan kaynağı olan üzüm için en bereketli zaman bu aydır. Ülkemizde çoğu tür olgunlaşmış durumdadır.

  • Kabuğundaki resveratrol kansere karşı koruyucudur
  • Çekirdeğindeki kuersetin kan yapımına yardımcı bir bileşendir
  • Çocuklarda en önemlisi porsiyon: Üzümün kan şekerini hızlı yükseltmesi nedeniyle miktara dikkat edilmelidir.

Ceviz de yine bu ayda olgunluğana ulaşan kabuklulardandır.

  • Yüksek miktarda folik asit ve E vitamini
  • Demir, fosfor, magnezyum, potasyum, çinko mineralleri içerir
  • Omega 3 yağ asidi açısından zengin bir kaynaktır.
  • Yüksek kolesterol ve ilerde karşılaşmak istemediğimiz kanser ve alzheimer gibi hastalıklara karşı koruyucu özelliği nedeniyle beslenmenizde çok önemli
  • Genel olarak günde 2 tüm ceviz eklemenizde fayda var.

İdrar yolu enfeksiyonlarına, kansere ve kalp sağlığına iyi geldiği bilinen kızılcık;

  • A ve C vitamini, potasyum açısından zengini
  • 1 porsiyon meyve ortalama 1 avuç kadardır ve 55 kaloridir.

 

Anne Sütü İçin Savaş !

Süt yapımını artırmanın en etkili yolu, doğru teknik ve sık aralıklarla emzirmedir.

Doğru emzirme tekniğinin anne sütünü artırdığı bilimsel olarak kanıtlanmıştır.

Dünyadaki tüm çalışmalarda annelerin; 

  • Su, süt, hoşaf, çorba, ayran
  • Zencefil, rezene gibi bitkisel çay
  • Tatlı, tahin, helva, bal, incir, pekmez, nişastalı gıda
  • Yeşil sebze, meyve, üzüm ve bira tüketimi gibi birçok uygulamanın anne sütünü arttırdığına inandıkları belirtilmektedir

Ancak, bunların anne sütünü kesin arttırdığına ilişkin kontrollü bilimsel araştırmalar bulunmamaktadır. Bilimsel olarak anne sütünü artıran uygulamalar şunlardır;

  • Doğru teknikle emzirme
  • Sık aralıklarla emzirme
  • Memenin boşaltılması
  • Annenin yaşadığı hislerden keyif alması
  • Annenin istirahat etmesi

Doğumdan sonra süt yapımını hızlandırmak için çeşitli uygulamaların yapılması önerilmektedir;

  • Doğum sonrası en geç 30 dakika veya bir saat içinde emzirmeye başlama
  • Doğum sonrası ilk dört saatte bebeği yarım saatte bir başı memeye koyma
  • Doğum sonrası ilk 12 saat içinde bebeği saatte bir emzirme
  • Hastanede iken günde en az sekiz kez, tercihen 10-12 kez emzirme
  • Bebeğin düzenli olarak her iki memeyi emmesini sağlama  
  • Bebek memede iken iki ve üç emme hareketinde bir yutkunma yapmıyorsa memeye nazikçe bastırarak masaj yapmalı
  • Anneler sütünün az olduğunu düşünse bile bebekler tüm ihtiyaçlarını anneden alabilir.

Bazen bebek yeteri kadar süt alamazsa, bunun nedeni genellikle bebeğin doğru emzirme tekniğiyle emzirilmemesidir.

Yeterli süt alamayan bebekler;

  • Günde altı kezden az (genellikle de dörtten az), konsantre ve sarımsı idrar yapar
  • Ayda 500 gramdan az kilo alır
  • Doğum sonrası ilk iki hafta sonunda doğum kilosuna ulaşamaz.

Anne sütünün yapımındaki artış, annenin beslenmesinden bağımsız olarak bebeğin doğru teknik ve sık aralıklarla emzirilmesi sonucu artar. Doğru emzirme tekniğinde bebeğin anne kucağında memeyi kavraması açısından bazı noktalara dikkat edilmelidir  

  • Bebeğin yüzü anneye dönük olmalı
  • Bebeğin vücudu ve başı aynı hat üzerinde olmalı
  • Çenesi memeye dayanmış olmalı
  • Azı iyice açık olmalı
  • Alt dudağı dışa dönük olmalı
  • Bebek, ağzı ile areolayı kavramalı
  • Omuzlar ve kalçalar desteklenmeli ve baş serbest olmalıdır.

Areolanın altında bulunan içi süt dolu laktiferöz sinüslerle birlikte meme dokusunu azına alan bebek, dili ve damağı arasına sıkıştırdığı meme dokusundan sütü sağmak amacı ile dilini öne doru uzatır, alt dudağını dışarı sarkıtır ve süt peristaltik dalgalar halinde dilin gerisine akar.

Bebeğin anne memesine doğru yerleştirildiğini gösteren belirtiler;

  • Anne gevşek ve rahat görünümde
  • Bebek ağzı ile meme başı aynı seviyede
  • Bebeğin şakak ve kulakları, çene kaslarının hareketine bağlı olarak oynar.
  • Yanakları dolgun görünür.
  • Emzirme sonunda annenin memeleri boşalır, küçülür ve hafifler.

Süt yapımının artması için bebeğin günde en az sekiz-on iki kez ve doru teknikle emzirilmesi gerekmektedir.

Bebeklerin memede kalma süreleri farklılık gösterebilir. En az 10 dakika memede kalmalarına özen gösterilmelidir.

Her emzirmede bebeğin memede daha uzun süre kalmasına da izin verilmelidir

Emzirme aralığı ve süresi bebeğin isteğine göre ayarlanmalıdır.

Bebek bir memeyi bitirmeden diğeri emzirilmemelidir. Bebeğin düzenli aralıklarla her iki memeyi emmesine dikkat edilmelidir.

Bebekler ne kadar çok emzirilirse o kadar çok süt üretilir. Bebeğin sık ve doğru teknikle emmesi, sonucu meme ucundan gelen uyarılara bağlı olarak kandaki prolaktin hormonunun düzeyi artar. Prolaktin hormonu bir sonraki emzirme için süt oluşturur.

Doktor Emre KARAYEL

Çocuk Hastalıkları Uzmanı

ve aylardan Ağustos ayı gelir…

Mevsim sebze ve meyvelerinin en olgun olduğu aydır ağustos.

Salçalık biberin çıkışı kış hazırlıklarını ertelemeyin mesajı

gibidir.

Meyve sebzenin su içeriğinin en yüksek olduğu dönem

aynı zamanda bebeklerde ve çocuklarda da su ihtiyacının en

yüksek olduğu dönemdir.

Her zaman çocuk beslenmesinde altın kuralmevsiminde

mevsim yiyeceklerini tüketmeye özen göstermek gereklidir.

Tatlı biber (yeşil) veya çarliston biber, C vitamini açısından

zengin bir sebzedir. Kalorisi oldukça düşük, lif içeriği ise

oldukça yüksektir.

Biberdeki acılık içeriğinde bulunan kapsaisin (capsaicin)

maddesinin miktarına göre değişir.

Acı biberdeki kapsaisinmaddesinin;

  • kanser karşıtı, bakteri üremesini önleyici, kan dolaşımını hızlandırıcı ve ağrı kesici olduğu bilinmektedir.

Çocukların öğünlerine 1 adet taze biber eklemeniz C

vitaminiihtiyacınızı karşılamanıza kesinlikle yeterli olacaktır.

Zeytinyağlı Bakla yapmak için en doğru zamandayız.

  • C vitamini, folik asit,
  • Magnezyum, fosfor, potasyum açısından iyi bir kaynak olup lif açısından zengin olması sebebiyle de doyurucu olacaktır.

Marul, dut ve kiraz için sona yaklaşılıyor ama hala bol miktarda var.

Olgunluğunun zirvesindeki karpuz;

  • A, C vitamini,
  • Potasyum minerali yüksek, lif içeriği ise düşük bir meyvedir.

Çocuklarda karpuz tükettiğiniz miktarına dikkat edin. Çünkü

kalorisinin büyük bir kısmı karbonhidrattan gelir ve kan şekerini hızla yükseltebilir.

  • 400 gramlık kalın bir dilim karpuz yaklaşık 120 kaloridir.

Çocuklar için mücizevi bir süper gıda İncir;

  • E, C, A ve B grubu vitaminleri,
  • Kalsiyum, potasyum, demir, magnezyum minerallerini içerir.
  • Posa ve antioksidan içeriği ile bazı hastalıklara karşı koruyucu etki gösterir.

Böğürtlen çocuklar için tam enfeksiyon mücadelesinde güçlü bir antiviral meyve ve tam bir antioksidan deposudur.

  • A, C ve K vitamini,
  • Bakır, magnezyum minerali ve lif oranı oldukça yüksektir,
  • Çocuklarda kanser, kalp hastalıkları, alerjik durumlardan korunmada etkilidir,
  • 1 su bardağı böğürtlen sadece 25 kaloridir.

Doktor Emre KARAYEL

Çocuk Hastalıkları Uzmanı

B12 Çocuklarda ki Önemi ve Tedavisi

B12 vitamini (kısaca=kobalamin), hayvansal gıdalardan özellikle kırmızı ette bulunur. Yiyecekle alınan kobalamin proteine bağlıdır, midede asit ve pepsin ile proteinden ayrılır ve tükürük ve mide sekresyonlardaki haptokorrine bağlanır.

Haptokorrin- kobalamin kompleksindeki kobalamin pankreatik proteazlarla serbest hale gelir. Barsağın ilk kısmında(Proksimal ileumda), mideden salgılanan intrinsik faktöre bağlanır. Kobalamin-intrinsik faktör kompleksi ileum mukoza hücreleri üzerinde bulunan CUBAM (cubilin+amnionless) reseptörlerine bağlanarak, hücre içine alınır.

Lenfatik dolaşıma salındığında transkobalamine bağlanır. Dokularda, çeşitli kimyasal reaksiyonlar için gereken adenozilkobalamin ve metilkobalamine dönüştürülür.

Vitamin B12 eksikliğine neden olabilecek tüm etkenler ayrıntılı olarak irdelenir;

  • Beslenme hikayesinde; kırmızı et, süt, deniz ürünleri tüketimi ve vejetaryen beslenme olup olmadığı
  • İleal rezeksiyon veya gastrektomi gibi cerrahi işlemler
  • Malabsorpsiyon veya parazitoz gibi hastalıkların bulguları
  • Korozif madde veya uzun süreli histamin 2 reseptör blokeri ve proton pompa inhibitörü tedavisi alımı sorgulanmalıdır

Solukluk, hafif sarılık, takipne, taşikardi gibi anemi bulguları bulunabilir.

Açıklanamayan parestezi, kol-bacakta hissizlik, kognitif değişiklikler, dengesiz yürüme, ataksi, açıklanamayan psikiyatrik bozukluklar, hafızada bozulma gibi nörolojik belirti ve bulgular varsa şüphelenilir.

Omuriliğin posterolateral kolon tutulumunda, alt ekstremitede vibrasyon ve pozisyon hissinin kaybı görülür. En önemli akılda tutulacak ise nörolojik ve psikiyatrik bulguların hematolojik bulgular gelişmeden önce de ortaya çıkabileceği akılda tutulur

Çocuklarda klinik daha farklı olabilir.

Bebeklik-süt çocukluğu döneminde büyüme geriliği, hatta kazanılmış motor hareketlerde gerileme, aralıklı titreme atakları, iştahsızlık ve apati görülebilir.

Dilde papillaların atrofisi(büyük çocuklarda özellikle) düz, parlak kırmızı dil saptanabilir.

Beslenmesi kötü olan ve nöropsikiyatrik bulguları olan; metabolik hastalıklar nedeniyle proteinden kısıtlı diyet alan çocuklar: örn. fenilketonüri), mide veya ince barsak cerrahisi geçiren hastalar, inflamatuvar barsak hastalıkları, uzun süredir histamin 2 reseptör blokeri ve proton pompa inhibitörü tedavisi alan hastalar bir bulgusu olmasa da B12 vitamini eksikliği açısından araştırılır.

Anemiye eşlik eden makrositoz varlığında B12 vitamini eksikliğinden şüphelenilir.

Ancak, tam kan sayımı tek başına tanısal bir tetkik olarak kabul edilmez.

Eşlik eden demir eksikliği anemisi, talasemi taşıyıcılığı veya inflamatuvar hastalıkların bulunması halinde normositer ve hatta mikrositer değerler görülebilir.

Özellikle ağır eksikliklerde, lökosit ve trombosit sayısı da azalmış olarak bulunabilir

Periferik kan yaymasında güzel bir incelemede tam kan sayımını destekler şekilde, makrositer oval eritrositler, anizositoz, poikilositoz, şistositler ve genç miyeloid öncüller, nötrofillerde hipersegmentasyon görülür.

Laktik dehidrogenaz, indirekt bilirubin düzeylerinde ve serum demir satürasyonunda artma, haptoglobinde düşme görülür.

Retikülosit sayısı çoğunlukla azalır ve kemik iliği yayması tanısal zorluk taşıyan olgularda en son tetkik olarak düşünülür.

Türkiye’de bebeklerde ve süt çocukluğu döneminde en sık görülen B12 vitamini eksikliği nedeni, annenin gebelik dönemindeki B12 vitamini eksikliğidir. Bu nedenle, B12 vitamini eksikliği tanısı konulan süt çocuklarının annesinde de B12 vitamini eksikliği aranmalıdır.

Tam idrar tetkiki ile persistan proteinüri, süt çocukluğu döneminde nadir görülen İmerslund-Grasbeck sendromunun bir bulgusu olabilir.

Üst gastrointestinal sistem endoskopisi ve biyopsisi ile mide atrofi ve/veya enterokromafin hücre hiperplazisinin saptanması pernisiyöz anemi tanısını destekler.

H.pylori enfeksiyonu da biyopsi ve/ veya üre nefes testi ile araştırılır. Anti-intrinsek faktör ve gastrik anti-parietal hücre antikorlarının saptanması pernisiyöz anemi tanısını destekler.

Kobalamin vitamini ülkemizde;

Siyanokobalamin formunda 1000 mikrogram’lık ampül,

Hidroksikobalamin içeren B kompleks ampülü, tableti

Metilkobalamin oral spey(çocuklarda en iyi tolere edilen) şeklinde piyasada bulunmaktadır.

Bu ilaç hem parenteral hem de oral tedavide kullanılır. Çok farklı tedavi rejimleri vardır. Çocuk hekiminin tedaviye yanıtını takibiyle, uygun dozda B12 vitamini verildiğinden emin olmasıdır

Tedavi süresi nedene göre belirlenir:

  • Diyetle yetersiz alıma bağlıysa, eksiklik bulguları düzeldikten sonra çocuğun ayına-yaşa uygun günlük B12 vitamini alımı (diyetle veya multivitamin desteğiyle) sağlanır.
  • Kobalamin emilim bozukluğu varsa ve altta yatan nedenin tamamen tedavisi mümkünse tedavi ile bulgular düzeldikten sonra, yaşa uygun günlük B12 vitamini alımı sağlanır.
  • Ancak, bu grupta altta yatan hastalığın tedavisi mümkün değilse veya hastada kobalamin metabolizma bozukluğu varsa ömür boyu B12 vitamini kullanımı önerilir.

Doktor Emre KARAYEL

Çocuk Hastalıkları Uzmanı

Çocuk Olsam Temmuz Ayında Ne Yerim?

     Yazın hafif ve sağlıklı sebzelerle dolu aylarından en güzel ayı temmuz ayı.

     Çocuklarda semizotu ile yemek veya salata hazırlayarak, omega 3 açısından vücudu destekleyerek öğünlerinize sağlıklı bir dokunuş

yapabiliriz. Çünkü semizotu yapraklı sebzeler içinde en yüksek

omega 3 oranına sahip sebzedir.

     Omega-3 ise vücut tarafından üretilmeyen dışarıdan alınması 

gereken bir yağ asididir. Omega-3, kalp hastalıklarına,  zihinsel

karışıklığa ve hafızanın güçlenmesinde çok etkilidir. Sağlıklı nöral

yolların oluşumunda temel teşkil eden yağ asididir.

  • A ve C vitamini, folik asit
  • Potasyum, magnezyum ve demir yönünden de zengin bir sebzedir.

     Kabak, patlıcan, bezelye, taze fasulye, kuzu ıspanak, dolmalık

biber, çalı fasulyesi, taze barbunya, sivribiber ve domatesin hepsi

tazecik ve çocuklar için tam zamanı.

     Sayısız şekilde farklı alternatifte lezzetli sebze yemekleri    

yapabilirsiniz. Kış için dondurucuya da hazırlayabilirsiniz belki.

Enginar ve bezelye için sona yaklaşılıyor unutmayalım.

     Can erik bitmiş sayılır ama sarı-kırerik mevcut. Kavun, karpuz, ahududu…

     Şeftali ay sonuna doğru olgunlaşmaya başlar.

     Kiraz da bu ayın en iştah açan lezzetlerinden kesinlikle.

  • A vitamini, potasyum ve lif içeriği zengin, bağışıklığı kuvvetlendirici özelliğe sahip bir meyvedir.
  • İçeriğindeki diyet lifi sayesinde kabızlığa iyi gelir. 12- 15 adet kiraz yaklaşık 50 kaloridir.

     Üzüm, böğürtlen, incir, ay ortalarında tezgahlarda karşınıza çıkabilir ama daha erken, biraz daha beklemek gereklidir.

Doktor Emre KARAYEL

Çocuk Hastalıkları Uzmanı