Çocuklarla Yolculuk Yaparken Nelere Dikkat Etmeliyiz?

Araba ya da uçak ile seyahatte farklı önlemler alınmakta, araba ile seyahatlerde araba koltuğu, küçük çocuklu ailelerin yanında olmalıdır.

Araba ile seyahat:

Eğer 2 saatten uzun bir araba yolculuğuna çıkacaksanız, bebeğinizin sıkılmasını önleyecek ve onu rahatsız etmeyecek şekilde bazı önlemler alabilirsiniz;
• Araba koltuğuna bebeğinizin ilgisini çekecek oyuncaklar asmak faydalı olacak ya da çocuğunuzun çok sevdiği bir resmi karşısına asın bebeğiniz seyahat boyunca sıkılmayacaktır
• Bebek arabada uyumuyorsa her 1-1,5 saatte bir mola verin.
• Araba yolculuklarına termos içinde su bulundurun.
• Karayolu ile yolculuk yapan anneler, her bir saatte bir bebeklerini emzirmelidir.
• Seyahate çıkmadan önce arabanın detaylı temizlenmesi, klimasının kontrol edilmesi ve toz tutmayan paspas kullanılması da gerekmektedir

Uçak ile seyahat:

Çocuklar ve bebekler uçaktaki basınçtan çok fazla etkilenmektedir. Orta kulak basıncını dengelemek için uçağın inişi ve kalkışı sırasında bebeklerin emzirilmesi, büyük çocuklara da sakız çiğnetilmesi faydalı olmaktadır.

Bebeklerin en az 7 günlük olmaları, uçağa binmeleri için gereken bir kuraldır. 2 yaşından küçük bebekler, kucakta seyahat etmelidirler.

Seyahatte koridor tarafındaki koltukları tercih ediniz, bu durum size hareket rahatlığı getirecektir.

Bebeği ile tatile çıkan aileler nelere dikkat etmelidir?

Tatile çıkarken yanınıza gerekli olabilecek ilaçları almanız sizi rahat ettirir. Yanınıza ateş düşürücü şurup, yara bandı, cımbız, dijital termometre, sinek kovucu losyon, güneş koruyucu krem, alerji ilacı almalısınız.

Eğer çocuğunuzun tatil öncesi zaten tedavisi devam ediyorsa, kullandığı ilaçlardan yeterli miktarda yanınıza almalısınız.

En önemlisi tatile çıkarken yanınıza çocuk doktorunuzun ve hastane acil telefon numarasını almayı unutmamalısınız.

Son zamanlarda gündeme gelen kene ısırıkları ya da kenenin neden olduğu (Kırım Kongo Ateşi) hastalıklar için de dikkatli olunmalıdır..

 Çocuklar ile gerçek anlamda tatil yapılabilir mi? sorusunun yanıtı, çocuğun yaşına, kişiliğine, hareketlilik durumuna ve gidilen yerin olanaklarına göre değişmektedir. Çocuğunuz ile hiçbir sosyal olanağı bulunmayan bir otel yerine, küçük yaşlardaki çocuklar için hemen her şeyin düşünüldüğü bir tatil köyünde daha rahat edilebilir.

Tatil kıyafetlerini ayarlamak bir diğer önemli konu olup; fazlaca gereksiz kıyafet almak ayrıca bir külfettir. Çocuğunuzu güneşten koruyabilecek uzun kollu, koyu renkli gömlek, tişört ve pantolonun yanı sıra mayo, havlu ve ekstra çarşaf gerekebilir.

Sinekler tatilin diğer misafirleri olabilir. Cibinlik bebekler için uygundur. Kapalı alanda sinek kovucu sprey kullanmak sakıncalıdır. Bebeklere zararı olmayan, kimyasal içermeyen doğal limon çiçegi içeren spreyler sineklere karşı kullanılabilir. Ayrıca sinek ve böcek gelmesini engelleyen, kolayca bacağa takılabilen bebekler için zararsız bantlar da kullanım kolaylığı sağlamaktadır.

Sivrisinek sokmalarında kullanılan kaşıntı gideren kremler, tatile giderken çantaya konulması gereken en önemli ilaçlardandır. Güneş yanıklarına karşın aloe veralı güneş sonrası kremlerini de yanınıza almak faydalı olacaktır. Havuz gözlüğü ve çocukların kumda oynayabileceği oyuncaklar yine unutulmaması gereken malzemelerdir.

Tatilde enfeksiyonlardan korunmak için beslenme ve uyku düzeninin bozulmaması unutulmamalıdır.

Amerikan Çocuk Akademisi’nin önerilerine göre güneş koruyucu kremler yeni doğan bebeklere bile sürülebilmektedir. Sinek kovucular için ise bebek 2 aylıktan büyük olmalıdır.

Tatile çıkmadan önce çocuğunuzun aşıları tam olmalıdır. (Hepatit A ve özellikle B) Yurt dışı tatillerinde ise hazırlığa daha önce başlanmalı, ekstra aşılama gerektiren ülkelere tatile gidilecek ise çocuğun aşıları en az 10 gün önceden tamamlanmalıdır.

Bebekle tatile çıkarken her zaman olabilecek sorunlara karşı hazırlıklı olun ve gerekli önlemleri alarak, doktorunuz ile görüşün ya da çocuğunuzu kontrolden geçirin.

Doktor Emre KARAYEL

Çocuk Sağlığı Uzmanı

Çocuklarda Uyku

Bazı çocuklar, doğuştan iyi uykuculardır. Bazılarını ise eğitmek gerekir yada yeniden bir yıl sonra yeniden eğitmek gerekir.

Annelerin bin bir güçlükle elde edilmiş değerlendirmelerden yararlanmalıdır

Uyku düzeni konusunda katıdırlar

Bazı aileler çocukları uyuyabilsin diye davetli oldukları partiye gitmezler. Yemekten sonra misafirleri gönderirler ki çocukları vaktinde uyuyabilsin.  Çocukları, en az 6 yaşında olana dek, gece herhangi bir yere gidilmez. Bu anneler, çocuklarını yatağa vaktinde sokabilmek uğruna birçok sosyal fırsatı feda ederler.

Çocuklarını çok erken yatırırlar

Acı bir gerçek size: güneş doğmadan uyanan küçük çocuklar, saat 9’da bile yatırmış olsanız yine de erken uyanırlar. Geç yatma saati, geç uyanmak anlamına gelmez. Erken saatte uyumak, çocuğun sirkadiyen ritmi ve sağlıklı uyku alışkanlıkları açısından daha iyidir.

Araçta ya da bebek arabasında uyumalarına izin vermezler

Bu anneler, çocuklarının yalnızca yataklarında uyumalarını sağlamak adına ellerinden geleni yaparlar; marketten eve doğru uçarken, bir yaşındaki çocuğu uyanık kalmaya zorlamaları gerekse bile. Uyuyan bir çocuğu, araç koltuğundan yatağına başarılı bir şekilde taşıma olasılığı çok düşüktür. Bu anneler risk almazlar.

Uyku, uykuyu getirir

Bazı annelerin (ve iyi niyetli akrabaların) birçok teorileri ve tavsiyeleri vardır: yatağa geç yatır ki daha çok uyusun gibi. Kısa uykuları atla ki gece daha fazla uyusun gibi. Ancak uyku, mantığa aykırıdır. Gerçek şu ki uzun şekerlemeler, beraberinde daha az değil, daha fazla gece uykusunu getirir.

HANGİ YAŞTA KAÇ SAAT UYUMALI?

Uyku eğitimine önem verirler

Uyku eğitimi, çocuklara uykuya dalmayı öğretmekle sonlanmaz. Onlara nasıl uyanık kalabileceklerini öğretmek de önemlidir ya da en azından uykuları gelene dek odalarında kalıp sessizce oynamayı devam etmesi gerekmketedir

Yatma zamanından en az bir saat önce bütün elektronik aletleri kaparlar

Ekranlardan gelen mavi ışığın, yetişkinlerin günlük ritimlerini bozduğunu biliyoruz. Çocuklar için ise bu etkiler, kat kat daha fazladır. Yatak savaşı başlamadan önce birkaç dakikalık huzur için eline bir telefon verme dürtünüzü bastırmanız gerekiyor. Ekranlar, çocukları uyku moduna sokuyor gibi görünse de, aslında gelişen beyinleri açısından daha uyarıcı bir şey yoktur.

“Büyük çocuk yatağı” baskılarına direnirler

20 aydan sonra çocuklarını beşikten çıkarma konusunda aceleci davranıyorlar. Ancak çocuğun uyku ortamını değiştirmek, zaten uykuya direnmeye çalışan çocuk açısından istikrarsızlaştırıcı bir etki yaratır. Bu yüzden ufaklığınız beşiğine tırmanmaya çalışmadığı sürece, nerede rahatsa orada uyumasına izin verin.

Anaokuluna dek çocuklarını gündüz uykusuna yatırırlar

Anaokulundaki sınıf arkadaşlarının gündüz şekerlemelerini bırakmış olmaları çok önemli değildir. Çocuğunuz gün ortasında dayanamayıp uyuyorsa eğer, yalnızca hafta sonları bile olsa, bunun tadını çıkarmak gerekmedir.

Odanın serin ve sessiz olmasını sağlarlar

Kış mevsiminde bile oda sıcaklığı 19°C olmalıdır. Gürültü makineleri kapalı ve perdeler tamamen kapalı olmalıdır.

Uyuyan bir çocuğu asla uyandırmazlar

Öncelikle saatlerdir uyuyor ve tam da akşam yemeği sırasında uyanacak m? Kesinlikle hayır…! Bırakın uyusun! Mantığa aykırı gibi dursa da birçok bebek, şekerlemeden sonra üç saat içerisinde gece uykusuna yatabilir. Uykularını bölmek, genelde geri teper ve gecenin bir körü huysuzluğu beraberinde getirir.

Doktor Emre KARAYEL

Çocuk Sağlığı Uzmanı

Çocuklarda Tuvalet Eğitimi Bursa

Çocukların kakaları ve çişleri geldiğini fark edip, tutarak tuvalete kadar ulaşmaları için belirli bir nörolojik ve duygusal gelişime ulaşmış olmaları gerekir.

Rektum ve anüsün(kaka) bu özellikleri kazanması en erken 18. ayda, mesane ve üretranın(çiş) ise 24. ayda gerçekleşir.

Kızlar tuvalet eğitimini erkeklere göre bir kaç ay daha erken başarabilirler.

Bu yaşlardan önce tuvalet eğitimi için zorlanmaları yanlış olur. Bu yaşlar çocuğun “anal dönem” olarak nitelenen kendi bedenine sahip çıkması, kendine ait hiç bir şeyi başkaları ile paylaşmaması, çevreden gelen uyarılara olumsuz yanıtlar vermesi ile belirgileşen bir yaş dönemidir.

İkinci yaş birinci ergenlik dönemi diye de nitelendirilebilir. Genellikle bu yaş çocuk her şeye ”hayır“ deme eğiliminde, başına buyruk, “benim“ sözcüğünü sık kullanan, kararlarını kendi vermek isteyen, dayatmacı biridir.

Anne ve aile büyüklerinin “kakanı buraya yap” gibi önerilerini kendi yaşamına, bedenine, özgürlüğüne bir müdahale olarak görür.

Bu gibi fizyolojik özellikleri dikkate alarak 2- 2.5 yaşlar arasında tuvalet eğitimine başlanabilir.

Tuvalet eğitimine başlamadan önce çocuğun buna hazır olduğunu gösteren işaretleri değerlendirmelidir.

Hazır olmayan bir çocukta başarısızlığa uğrama olasılığı artar.

Anne babaların ya da bakıcıların çocuğa ilgileri iyi ise bu belirtileri gözlemiş olabilirler.

Çocuğun hazır olduğunu gösteren fiziksel, zihinsel ve ruhsal belirtiler vardır.

Fiziksel belirtiler:

  • kuru kalkma, gün içinde 2 saatten uzun kuru kalma,
  • ıslak bez sayısının azalması
  • düzenli barsak hareketlerinin varlığı
  • oturma, çömelme, yürüme gibi hareketleri rahatça yapabilme,
  • pantolonunu giyebilme, ıslak ve kuru arasındaki ayrımı fark edebilme gibi yetenekleri kazanmış olduğuna ilişkin belirtilerdir

Zihinsel belirtiler;

  • Sıkıştığını ifade edebilme, söylenenleri yapabilme, kaka ya da çiş geldiğini fark etmedir.

          Ruhsal belirtiler;

  •  aile bireylerini taklit etmeye hevesli olma, anne ve babasını memnun etmeye isteklilik
  • kakalı ya da ıslak beze katlanamama
  • 5-10 dakika tuvalette oturmaya razı olma
  • kendinden büyük çocukların nasıl kaka yaptığını merak etme gibi davranışların varlığıdır.

Anne babanın da çocuğa tuvalet eğitimi vermeye hazırlıklı olması gerekir. Ailenin uygun zamanı anlamayı istemesi, çocuğun hazır olup olmadığını algılayabilmesi, aile içi streslerin olmaması ve çocuğun bakımı ile ilgilenen diğer kişilerle konuyu konuşup bir uzlaşmaya varması gereklidir.

Uygun zaman olduğuna karar verildikten sonra çocukla konu ile ilgili konuşmalar yapılmalıdır. Bu konuşmalar, büyükler nereye yapıyor, kuru kalma çok iyi bir şeydir gibi konuları içerebilir.

 Bezini değiştirirken yeniden bağlanmak istemediğinde lazımlık ya da tuvaleti kullanmaya teşvik edilebilir.

 Öykülerdeki kahramanların kakalarını neye yaptığına değinilebilir. Çocuğun konuya istekli olduğu fark edildiğinde lazımlık almaya birlikte gidilebilir. Nasıl kullanıldığı zorlayıcı olmadan anlatılır. Lazımlık onun odasında durabilir kullanılacağı zaman banyoya götürülebilir. Lazımlık ya da tuvaleti kullanan başka çocukları fark etmesi sağlanabilir.

Başlangıç için günde 3 kez 5-10 dakika lazımlıkta oturtmak iyi olur. Yemekten 20-30 dakika sonrası gastro kolik refleksin etkisi nedeniyle uygun zaman olabilir. Tekrar tekrar sabırla aynı teklif yapılmalı başarı gösterdiğinde ödüllendirilmelidir. Başlangıçta sonuca ulaşılmasa bile gidip tuvalette birkaç dakika oturması övülebilir. Beze yapılan kakalar „yeri burası“ diye belirtilerek onunla birlikte tuvalete dökülebilir.

Sonuçta gerçekten uygun yere dışkılama gözlendiğinde ödüllendirilir. Alkışlama, başarı çıkartmaları, küçük armağanlar, birlikte anneanneye telefon etme gibi ödüller verilebilir.

Lazımlığı kullanamama, korkma ya da kazalar oluştuğunda asla utandırılmamalı, cezalandırılmamalıdır. Tuvalet eğitimi 6-8 ay alabilir. Yaz ayları gibi annenin daha rahat olduğu, bez olmadan dolaşma olanaklarının bulunduğu aylar daha uygundur.

Ailelere bu süreçte gergin olmamaları, onun duygularını gözlemeye çalışmaları, konuya yoğunlaşmaları, her çocuğun farklı olabileceği bu nedenle esnek olmaları gerektiği anımsatılmalıdır.

 Tuvalet eğitimi sırasında bazı güçlükler yaşanabilir. Çocuk tümüyle reddedebilir, hiç ilgilenmeyebilir, kabul edip bir süre oturur ama kakasını yapmaz sonra bezi bağlanır bağlanmaz yapabilir, acıdığını söyleyebilir, bazen önce bir kaç kez yapar sonra sürdürmeyi reddeder, bazen kakasını tutar günlerce yapmaz kabız olur.

Eğitim sırasında ilişkiler bozulur, inatlaşma ortaya çıkarsa ısrar etmeksizin çocuğa hazır olacağı bir süre tanımak, kıskanma yaratmaksızın yaşıtlarının tuvalet eğitimini başarmış olduklarının farkına varmasını sağlamak yararlı olabilir.

Tuvalet eğitimini başaramamış hiç kimse yoktur, bir süre sonra yine denersiniz, bu arada onu daha iyi tanımaya, başarısız olsa bile onu sevmeye ve sevginizi göstermeye devam ettiğinizi ona hissettirmeye çalışmak gerekmektedir

Tuvalet eğitimi almış çocuklarda da 4-5 yaşa dek kazalar olabilir. Stresli zamanlarda geri dönüşler olabilir. Bunların hoş görülmesi konusunda çocuğu  yüreklendirmek iyi olur.

Doktor Emre KARAYEL

Çocuk Sağlığı Uzmanı

Saman Nezlesi Bursa

Baharın gelmesiyle birlikte alerjik hastalıkların görülme sıklığında büyük bir artış olur. Bunun nedeni havada yayılan ağaç, çiçek ve çimenlerin oluşturdukları polenlerdir

Kişi alerjik bir bünyeye sahipse, vücuda giren polenler bazı maddelerin salgılanmasına neden olur. Bu da gözlerdeki ve burun zarlarındaki kılcal damarların genişleyerek dokuların şişmesine yol açar.

Bahar alerjisine ‘saman nezlesi’ de denir.

  • Burun tıkanıklığı,
  • Hapşırma nöbetleri,
  • Aulu burun akıntısı,
  • Burun ve gözlerde kaşıntı (aynı zamanda konjuktivit),
  • Sinüslerde baskı ve yüzde ağrı,
  • Gözaltlarının şişmesi ve mavimsi bir renk alması, koku ve tat duyularında azalma,
  • Sık sık ellerini buruna sürtme ve kaşıma hareketi, yorgunluk, algılama güçlüğü, uyku bozukluğu ,damakta ve gırtlakta kaşıntı, öksürük ve baş ağrısı

Alerjiye yol açan polenlerin kaynağı çeşitli otlar ve ağaçlardır. Polenler havadan burun, göz ve boğazımıza yapışarak birikirler.

İlkbaharda polenlerin kaynağı genellikle ağaçlar, yaz ve sonbaharda ise genellikle çayır otlarıdır.

Bağışıklık sistemini güçlendirmek amacıyla dengeli beslenilmeli, istirahat edilmeli ve bol su içilmelidir.

A, B, C ve E vitaminli besinler tüketilmelidir.

Alerjenlerden uzak kalınmalı, mutlak surette korunulmalıdır.

Hastalık göz kaşıntısı ve hapşırmaktan ibaret basit bir hastalık değildir.

Tedavi edilmezse ve önlem alınmazsa tekrarlar. Sinüzit, otit ve astıma neden teşkil edebilir.

Önlem alabilmeniz için öncelikle alerjik olduğunuz polenin belirlenmesi gerekir. Çünkü bitkiler kendileri için uygun sıcaklık ve nem oranına sahip mevsimlerde polenlerini çevreye bırakırlar.

Polen mevsimleri ve yoğunlukları bölgenin bitki örtüsü, o sene aldığı yağışlar ve sıcaklık gibi hava şartlarına göre şehirden şehre farklılık gösterebilmektedir.

Polenler gün içinde özellikle sabah erken saatlerde ve öğle saatlerinde yoğun olarak bulunurlar.

Yağmur yağdıktan sonraki ilk birkaç saat ve akşam saatlerinde polen yoğunluğu büyük oranda azalmaktadır.

  • Çocuklarımızın dışarı aktivitelerini iyi planlamak gerekiyor
  • Polenlerin yoğun olduğu dönemlerde,  özellikle sabah ve öğle saatlerinde, kuru ve rüzgârlı havalarda zorunlu değilse dışarı çıkarmayın
  • Açık hava aktivitelerinde bulunmayın veya en aza indirin
  •  Sportif faaliyetler için kapalı alanlar tercih edilmelidir
  • Çocuklar uzun kollu elbiseler ve pantolon giyebilir
  • Eve geldiğinizde çocukların giysilerini değiştirin
  •  Bol su ile duş yaptırın veya saçını, yüzünü bol su ile yıkayın
  • Çocukların çamaşırlarını polen mevsiminde ev içerisinde kurutun
  • Kapı ve pencerelerinizi özellikle polenlerin yoğun olduğu saatlerde kapalı tutun
  • Evde ve arabanızda özellikle polen filtreli klima kullanmaya özen gösterin
  •  Arabanızı kullanırken camlarının açık olmamasına dikkat edin

Doktor Emre KARAYEL

Çocuk Sağlığı Uzmanı

Rota Virüsü Bursa

Küresel, bölgesel ve ulusal temelde 5 yaş altı çocuk ölümleri ile ilgili olarak 2011 yılında bildirilen raporda 6.9 milyon çocuğun önlenebilir ve tedavi edilebilir hastalıklar nedeni ile yaşamını yitirdiği belirtilmiştir.

Bu ölümlerin %10’undan ishal sorumludur. Son 30 yılda çocuk sağlığı alanındaki küresel iyileşmeye rağmen, 5 yaş altı çocuk ölümlerinin hala en sık 2. nedenini ishaller oluşturmaktadır.

Dünya genelinde, bu yaş grubunda ağır gastroenteritin(ishal) en sık nedeni rotavirustur.

Rotavirus kaynaklı ishaller hastane yatışlarının %36’sından sorumludur.

Ülkemizde dört merkezin katıldığı, 2005-2009 yılları arasında yapılan bir araştırmada, gastroenterit nedeniyle hastaneye yatırılmış 5 yaş altı çocuklarda etkenin %32,4 – %67,4 oranında rotavirus olduğu gösterilmiştir

Rotavirus enfeksiyonu 1-3 günlük bekleme-çoğalma periyodundan sonra ateş ve kusmayı izleyen sulu ishalle karakterize bir klinik tabloya neden olur.

Diğer bütün viral etkenlere göre daha ağır gastroenterite yol açar. Özellikle 2 yaş altındaki çocuklarda ağır seyreder.

Demokrat virus olarak da bilinen ‘rotavirus’a bağlı hastalık hızı, endüstrileşmiş ve gelişmekte olan ülkelerde benzer seyretmektedir.

Bu da temiz su kaynağı ve hijyen şartlarının iyileştirilmesinin hastalığı önlemede yetersiz olduğunu göstermektedir.

Rotavirus enfeksiyonlarına bağlı ölümlerin %80’inden fazlası gelişmekte olan ülkelerde görülmektedir.

Rotavirus enfeksiyonlarının sık görülmesi ve ardışık enfeksiyonların daha hafif seyrederek kişiyi ağır enfeksiyonlardan koruması, erken çocukluk dönemindeki aşılama çalışmalarının başlatılmasına yol açmıştır.

Geçirilmiş rotavirus enfeksiyonlarının, sonraki rotavirus gastroenteritlerine karşı koruyuculuk sağladığı ilk olarak büyük saygı duyduğum Bishop ve arkadaşları tarafından gözlemlenmiştir. Meksika’da yapılan bir kohort çalışmada, daha önce geçirilmiş rotavirus enfeksiyonunun, sonraki atakları %77 oranında, orta-ağır şiddetteki atakları ise %87 oranında önlediği gösterilmiştir.

Bu nedenle yaşamın erken dönemindeki aşılama, çocuğun ilk doğal enfeksiyonuna benzer şekilde, şiddetli rotavirus enfeksiyon ataklarını ve buna bağlı ölümleri önlemede en etkin yöntemdir.

Tekerleğe benzeyen yapısından dolayı ‘Rotavirus’ (Latince rota: tekerlek) olarak adlandırılmıştır

Bishop ve ark. tarafından 1973 yılında, ağır gastroenteritli çocuklarda örnekleri mikroskobuyla incelenmesi sonucu rotavirusun insanlarda gastroenterit etkeni olduğu gösterilmiştir.

Rotavirus, Reoviridae ailesine ait, yaklaşık 70 nm boyutunda, zarfsız, çift sarmallı bir RNA virusudur.

Çekirdekte bulunan RNA genomu 11 segmentli olup 6 yapısal proteini (Viral proteinler; VP1-4, VP6, VP7) ve 6 yapısal olmayan proteini (Nonstrüktürel protein; NSP1-6) kodlar. Viral genom, VP1, VP3 çekirdekte bulunur, Nötralizan antikorlar için hedef olan bu proteinler virus serotipini belirler ve aşı çalışmalarında kritik önem taşır. Rotaviruslar genellikle grup ve serotiplere göre ayrılır. Yedi rotavirus grubu (A, B, C, D, E, F, G) tanımlanmıştır.

Bu gruplamalar yukarıda da belirtildiği gibi VP6 daki genetik ve antijenik farklılıklara göre yapılır. Sadece Grup A, B ve C insanlarda enfeksiyona neden olmaktadır.

Grup A rotaviruslar, dünya genelinde infant ve küçük çocukların ağır gastroenteritlerinin en önemli nedenidir. Grup A rotaviruslar (G tip) ve VP4 (P tip) proteinlerine göre serotiplere ayrılır

Tüm dünyadaki rotavirus ishallerinin %90’dan fazlasından P[8]G1, P[4]G2, P[8]G3, P[8] G4 ve P[8]G9 serotipleri sorumludur.

Ülkemizde 2005- 2009 yılları arasında yapılan bir çalışmada hastaneye yatırılan rotavirus gastroenteriti olgularında, %76 oranıyla P[8] G1 en sık görülen serotip olarak saptanmıştır

Rotavirus esas olarak fekal oral yolla bulaşır. Bu bulaş insandan insana olabileceği gibi, eşyalar aracılığıyla da olabilir. Enfekte insanların dışkısında 1010 -1012/ mL kadar enfeksiyöz partikül bulunur, enfeksiyonun bulaşabilmesi içinse yaklaşık 1-10 kadar partikülün alınması yeterlidir. Çocukların hemen hemen hepsi ilk 5 yaş içinde en az 1 kez rotavirusla enfekte olmaktadır

Rotavirus enfeksiyonları yaşamın 6-24 aylık döneminde zirve noktaya ulaşır.

İlk 3 aydaki bebekler ve çocuklarda sık görülmemesi anne sütünün koruyucu etkisine, anneden geçen antikorlara ve tam gelişmeyen barsak yapısına bağlanabilir. İlk enfeksiyonun ardışık enfeksiyonlar için koruyuculuk sağlaması, 5 yaşın üstündeki çocuklarda rotavirus enfeksiyonlarının nadir veya asemptomatik görülmesine neden olmaktadır

Kış döneminde artmış enfeksiyon; endüstrileşmiş ülkelerde, hava yoluyla veya damlacık yoluyla bulaşın, gelişmekte olan ülkelerde ise enfeksiyonun tüm yıla yayılmış olması ve serotip çeşitliliği daha çok fekal oral bulaşın etkili olduğunu düşündürmektedir.

RotaTeq, human serotip G1, G2, G3 ve G4’ün VP7’yi ve aynı zamanda P1A[8] ile VP4’ü kodlayan genlerin ile eşleşmesi sonucu oluşturulmuştur.

ABD’de aşı takvimine girmeden önce, %83’i ABD ve Finlandiya’da olmak üzere 70.301 infantta denenmiştir. RotaTeq® aşısının 3 doz aşılama sonrası, gastroenteriti %74, şiddetli gastroenteriti ve hastane yatışını ise %95 oranında önlediği gösterilmiştir.

Aşılama sonrası, 68.038 kişi 2 yıl boyunca izlenmiş, aşının poliklinik başvurularını %86, acil servis başvurularını %94, hastaneye yatışı %96 oranında azalttığı saptanmıştır.

Aşı herhangi bir etkene bağlı gastroenteritle ilgili hastane yatışlarını ise %59 oranında azaltmıştır. Aşılama sonrası 2. rotavirus mevsiminde aşı etkinliği, herhangi şiddetteki rotavirus gastroenteritlerini %63, ağır rotavirus gastroenteritlerini %88 oranında azalttığı şeklindedir .

RotaTeq® aşısı sonrası 70.000’den fazla çocuklarda basakta akut problem riski yönünden değerlendirilmiş, aşılama sonrasındaki 42 gün içerisinde RotaTeq® grubunda 6 olgu, plasebo grubunda 5 olgu saptanmıştır.

Diğer yan etkilerin araştırıldığı 11.711 kişilik olguda, aşı grubunda plasebo grubuna göre %0,2 kusma, %2,4 ishal, %0,8 kulak enfeksiyonu, %0,4 akciğer enfeksiyonu saptanmıştır. Ateş yönünden gruplar arası fark saptanmamıştır.

Rotarix;  İnsan rotavirus aşısı, Cincinnati’de 1989 yılındaki rotavirus salgınında elde edilen 89-12 (G1P[8]) suşunu içerir. Üretilen rotavirus aşısı sadece 1 suş (G1,P1A[8]) içermekle birlikte, diğer serotiplere karşı da etkindir.

Aşılama sonrası, G1P1A[8] ile oluşan enfeksiyonlara karşı %90’dan fazla serotip spesifik koruma gerçekleşirken, G3P1A[8] ve G9P1A[8] enfeksiyonlarına karşı %85 oranında koruma gerçekleşir.

Avrupa, ABD, Latin Amerika ve Asya ülkelerinde 70.000’den fazla infantı içeren klinik denemelerde bu aşının etkinliği ve güvenirliği araştırılmıştır.

Şiddetli rotavirus enfeksiyonu ve hastane yatışına karşı koruyucu etkinliği %85, herhangi bir nedenle oluşan şiddetli gastroenterit ve hastane yatışına karşı etkinliği ise %60’tır. Bu çalışmalar Rotarix‘in etkin, güvenilir ve iyi tolere edilen bir aşı olduğunu göstermiştir.

Özellikle 5 yaş altı çocuk ölümlerinin %10’undan fazlasından ishalin sorumlu olduğu ülkelerin, bu konuda acil davranmaları gerektiği belirtilmektedir.

Rota virus aşıları günümüzde 100’den fazla ülkede ruhsat almıştır ve Ocak 2015 itibarı ile 75 ülkede ulusal bağışıklama programında yer almaktadır.

ABD’de pentavalan aşı (RotaTeq) Şubat 2006’da, monovalan aşı (Rotarix) ise Nisan 2008’de lisans almıştır. 2009-2010 rotavirus sezonunun aşı öncesi dönemle karşılaştırıldığı bir çalışmada, aşı sonrası rotavirus sezonunda kısalma ve gecikmenin olduğu, ayrıca bakılan antijen pozitifliğinde de belirgin azalma olduğu görülmüştür.

Meksika’da monovalan aşının %70 kapsayıcı olduğu 2008 yılı, aşı öncesi dönemle karşılaştırıldığında, 0-11 ay arasındaki infantlarda ishale bağlı ilişkili mortalitenin %41 azaldığı gösterilmiştir (33, 34).

ABD’de ruhsatlandırma sonrası yapılan çalışmalarda invajinasyon riskinde veya diğer istenmeyen etkilerde artış olmadığı gösterilmiştir.

Rotavirus aşılarının tüm dünyadaki etkinliği ile ilgili en önemli sorun ise mortalitenin %80’inden fazlasının görüldüğü gelişmekte olan ülkelerde aşı etkinliğinin daha düşük olmasıdır.

Dünya Sağlık Örgütü, infantların rutinolarak rotavirus aşısı ile aşılanmasını önermekte ve beş valanlı RotaTeq (RV5) ve monovalan Rotarix (RV1) arasında tercih yapmamaktadır.

  • RotaTeq , 2, 4 ve 6. aylarda olacak şekilde 3 doz olarak uygulanmalıdır.
  • İlk doz 6. haftadan itibaren uygulanabilir.
  • 15. haftadan önce de uygulanmış olmalıdır (maksimum 14 hafta 6 gün).
  • Yanlışlıkla 15. hafta ve sonrasında ilk dozla aşılanmış infantlarda rutin aşılama programına devam edilmelidir.
  • Dozlar arasında minimum 4 hafta bulunmalıdır.
  • Son doz 8. aydan önce tamamlanmış olmalıdır. gulanmaktadır. Son doz 6. aydan önce tamamlanmaktadır (33).
  • Rotarix® 2. ve 4. aylarda 2 doz halinde uygulanmalıdır.
  • 6-15. hafta arasında uygulama başlatılmakta ve 8. aydan önce 2 doz tamamlanmaktadır.
  • İlk doz 6-12. haftalar arasında, son doz da 6. aydan önce tamamlanmaktadır.
  • Dozlar arasında maksimum zaman aralığı bulunmamaktadır.
  •  

Çocuklarda rotavirus enfeksiyonu geçirmiş olsalar dahi şemanın tamamlanması önerilmektedir. Çünkü doğal enfeksiyonlar sonrası koruyuculuk sınırlıdır. Daha önce farklı marka ile aşılanmış infantlarda aynı aşının temin edilememesi halinde mevcut aşı ile aşılamaya devam edilmelidir.

Özel Durumlarda Aşılama Hafif enfeksiyon ve hafif ateşli olgulara aşı uygulanabilir. Ancak orta-ağır gastroenteritli veya ateşli hastalığı olan çocukların aşılaması enfeksiyon düzelene kadar ertelenmelidir.

Anne sütünün aşı etkinliğini azaltmadığı gösterilmiştir

Önceki dozda ciddi alerjik reaksiyon geçirmiş infantların tekrar aşılanması kesinlikle yasaktır. Yine aşının içeriğine karşı ciddi alerjisi olan olgular da aşılanmamalıdır.

Aplikatörü lateks içerdiği için lateks alerjisi olanlara Rotarix uygulanmamalıdır. Bu durumlarda lateks içermeyen RotaTeq® tercih edilmelidir.

Spina bifida ya da ekstrofiya vezikale hastalarda lateks alerjisi gelişme riski olduğu için RotaTeq’in tercih edilmesi gerektiğini belirten görüşler bulunmaktadır.

Klinik olarak stabil prematüreler kronolojik olarak 6 haftalıktan itibaren normal şemaya göre aşılanmalıdır.

İmmunglobulin dahil kan ürünleriyle rotavirus aşıları arasında zamanlama sınırı yoktur. İnvajinasyon öyküsü olan bebeklere aşı uygulanmamalıdır. Ancak invajinasyon dışı kronik gastrointestinal hastalığı olanlarda (immünsüpresif tedavi almıyorlarsa) aşının yararlı olduğu düşünülmektedir .

Ağır  immün yetmezliklerde aşı kesinlikle yapılmamalıdır .kontrendikedir. Bazı uzmanlar HIV pozitif bebeklere rotavirus aşısı uygulanması gerektiğini belirtse de, ağır kombine immün yetmezlik dışındaki primer ve sekonder immün yetmezliklerde de uygulanmaması gerektiği görüşü hakimdir (41).

Rotavirus aşısı yapılmış bebeklerin bezleriyle 1 ay süresince temas etmemeli; 

  • İmmün yetmezlikli, kemoterapi alan
  • Solid organ transplantasyonu sonrası ilk 2 aylık süreçte olanlar
  • CD4 oranı %15’in altında olanlar
  • Yüksek doz steroid alanlar

Rotavirus aşıları nazal ya da parenteral aşılarla eş zamanlı yapılabilir.

Amerikan Bağışıklama Danışma Komitesi (ACIP) oral polio aşısı ile belirli bir zaman aralığı gerekmediğini belirtirken, Avrupa Pediatrik Gastroenteroloji Hepatoloji ve Beslenme Kurumu (ESPGHAN) ve Avrupa Pediatrik Enfeksiyon Derneği (ESPID) oral polio ile aynı anda uygulanmaması gerektiğini belirtmektedir

 Rotavirus aşısının oral polio ile birlikte uygulandığında koruyuculuğunun değişmediğini tam olarak söyleyebilmek için, aşı şemasında oral polio uygulamaya devam eden ülkelerde rotavirusla ilgili geniş çalışmalara gereksinim vardır.

Rotavirus enfeksiyona bağlı ölümler ve hasarların önlenmesinde aşılama en etkin yöntemdir.

Dünya Sağlık Örgütü tarafından önerilen 2 oral rotavirus aşısının da etkinliği, rotavirusa bağlı mortalitenin çoğunun görüldüğü gelişmekte olan ülkelerde daha düşüktür.

Özellikle bizim gibi gelşmekte olan ülkeler için daha ucuz ve etkin aşı bulma çalışmaları devam etmelidir.

Aynı zamanda aşılanan bebekler, tam olarak kesinleşmemiş olan invajinasyon ilişkisi ve diğer yan etkiler açısından yakından izlenmelidir.

Doktor Emre KARAYEL

Çocuk Sağlığı Uzmanı

Orta Kulak İltihabı Bursa

Orta Kulak İltihabı Nedir ?

Orta kulak iltihabı veya diğer adıyla akut otitis media; kulak zarının hemen arkasında, hava ile dolu, işitmeyle ilişkili küçük kemik yapıları içerisinde bulunduran orta kulağın, genellikle bir bakteri veya virüs etken ile enfekte olmasıdır.

Enfeksiyon  süresince ortaya çıkan iltihaplanma ve bununla ilişkili sıvı birikimi dolayısıyla orta kulak iltihabı sıklıkla kulak ağrısıyla seyreder. Orta kulak iltihabı tedavi edilmediğinde, uzun süre devam eden sıvı birikimi ve iltihaplanma sonucunda kişide duyma kaybına neden olabilmektedir.

Orta Kulak ve İlişkili Yapılar

Orta kulak; çekiç, örs ve üzengi olarak adlandırılan küçük kemik yapıları içerisinde bulunduran, kulak zarı ile dış kulak yolundan ayrılan, östaki borusu adı verilen dar bir açıklık ile burnun arkasına ve boğaza açılan yapıdır. Östaki borusu, insan vücudunda çift olarak bulunan bir kanaldır. Orta kulak içerisindeki hava basıncının düzenlenmesi, havanın yenilenmesi ve salgıların temizlenmesinde önemli rol oynar. Orta kulak iltihabında rolü olabilecek bir diğer ilişkili yapı adenoidlerdir. Adenoidler, burnun arka üst kısmında bulunan, bağışıklık sisteminin aktivitesinde önemli rol oynadığı düşünülen vücutta yine çift olarak bulunan bir yapıdır.

Orta Kulak İltihabı Neden Olur?

Orta kulak iltihabı, bakterilerin veya virüslerin neden olduğu bir hastalıktır. Enfeksiyon genellikle; soğuk algınlığı, grip, alerji gibi burun kanallarının, boğazın ve östaki borularının şişmesiyle seyreden hastalıklar sonucunda ortaya çıkar. Östaki tüplerinin üst solunum yolu enfeksiyonları veya alerjiler sonrasında şişkinliği, iltihaplanması ve salgılarla tıkanması orta kulakta sıvı birikimine yol açar. Sonrasında biriken bu sıvıda bakteriyel veya viral bir hastalık etkeninin üremesi kulak enfeksiyonundaki belirtilere neden olmaktadır.

Orta Kulak İltihabının Belirtileri Nelerdir?

Üst solunum yolu enfeksiyonlarının daha çok karşılaşıldığı sonbahar ve kış aylarında, orta kulak iltihabının görülme sıklığı da artmaktadır.

Hastalık her yaşta görülebilmesine rağmen çocukluk döneminde daha çok ortaya ortaya çıkmakta ve 3 yaşından küçük çocukların %60’inden fazlasının en az bir kez orta kulak iltihabı yaşadığı bilinmektedir

Orta kulak iltihabında belirtiler ve bulgular, enfeksiyon ile birlikte hızlı bir şekilde başlamakta ve görülen belirti ve bulguların yaşa göre gösterdiği bazı farklılıklar vardır:

Çocuklarda Orta Kulak İltihabı Belirtileri:

  • Kulak ağrısı (özellikle yatar pozisyonda)
  • Uyumada zorluk
  • Normalden daha fazla ağlama
  • Normalden daha huzursuz olma
  • Duymada zorluk veya çevresel sesli uyaranlara cevap verme zorluğu
  • Denge kaybı
  • Ateş
  • Kulak akıntısı
  • Baş ağrısı
  • İştahsızlık

Orta Kulak İltihabının Tanısı Nasıl Konulur?

Orta kulak iltihabının tanısı, sıklıkla hasta hikayesi ve hekimin fizik muayenesi ile konulur.

Kulak fizik muayenesinde kulak içi yapıların görülmesi için otoskop adı verilen ışıklı enstrümanlar kullanılır.

Orta kulak içerisinde sıvı birikiminin kontrol edilmesi için pnömatik otoskop adı verilen ve kulak zarına hafif bir şekilde hava üfleyerek kulak zarının titreşimine göre sıvı miktarını tahmin etmeye yarayan, timpanometri adı verilen kulak yoluna yerleştirilerek kulak zarının hareketini ve indirekt olarak orta kulak basıncını ölçen, akustik reflektometri adı verilen kulak zarından geri yansıyan ses miktarını tespit eden ve timpanosentez adı verilen verilen orta kulak içerisindeki sıvıdan örnek alınmasını sağlayan çeşitli test ve yöntemler de tanıda gerekli görüldüğünde hekimler tarafından kullanılmaktadır.

Orta Kulak İltihabı Tedavisi Nasıl Yapılır?

Orta kulak iltihabı tedavisinde yaşa ve belirtilerin şiddetine göre farklı tedavi yöntemleri uygulanmaktadır. Belirtilerin tedavisine yönelik hastaların yaşadığı kulak ağrısı için ılık, nemli bir bezin ağrıyan bölgeye konulması ve ağrı kesici ilaçların kullanılması gerekmektedir

Enfeksiyona yönelik antibiyotik tedavisi hastalığın seyrine göre değerlendirilecek ve antibiyotik tedavisi tedavinizin sonuna kadar kullanmanız iyileşme için büyük önem taşımaktadır.

Çocuklarda sık tekrarlayan orta kulak iltihabına yönelik  kulak zarı üzerinde açıklık oluşturularak, bu açıklık üzerine yerleştirilen kulak tüpleri ile sıvı birikiminin önlenmesi bir diğer tedavi yöntemi olarak kullanılabilir

Risk Faktörleri Nelerdir ?

Yaş – 6 ay ile 2 yaş arası çocukların östaki tüplerinin şekil ve boyutu tam olarak gelişmediğinden dolayı bu yaş aralığındaki çocuklar orta kulak iltihabına daha duyarlıdır

Sınıf düzeninde veya bir grup çocuğun bir arada bulunduğu kreş gibi ortamlarda çocuklar, evde kalan akranlarına göre daha sık grip ve orta kulak iltihabı geçirmektedir

Biberon ile beslenen bebekler (özellikle yatarken), anne sütü emzirerek beslenen akranlarına göre daha sık orta kulak iltihabına yakalanmaktadır

Sonbahar ve kış gibi soğuk algınlığının ve gribin sık görüldüğü mevsimlerde ortaya çıkar. Aynı zamanda mevsimsel alerjileri olan kişilerin özellikle yüksek polen yoğunluğu olan dönemlerde orta kulak iltihabına yakalanma riski daha fazla olduğu bilinmektedir

Tütün ürünlerinin dumanının bulunduğu veya yüksek hava kirliliği olan ortamlarda bulunmak orta kulak iltihabı riskini arttırmaktadır.

Doktor Emre KARAYEL

Çocuk Sağlığı Uzmanı

Çocuklarda Obezite Bursa

Obezite, vücuda besinler ile alınan enerjinin, harcanan enerjiden fazla olmasından kaynaklanan ve vücut yağ kitlesinin, yağsız vücut kitlesine oranla artması ile karakterize olan kronik bir hastalıktır.

Obezite, başta kardiovasküler ve endokrin sistem olmak üzere vücudun tüm organ ve sistemlerini etkileyerek çeşitli bozukluklara ve hatta ölümlere yol açabilen önemli bir sağlık problemidir.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından en riskli 10 hastalıktan biri olarak kabul edilen obezitenin, yine aynı örgüt tarafından yürütülen son araştırmalarda kanserle yakın ilgisi olduğu da belirlenmiştir.

Son yıllarda birçok endüstri ülkesinde obezite ve fazla kilolu olma sıklığı artmakta ve bu olay birçok popülasyonu üzen bir sorun halini almaktadır. Güney ve Orta Amerika’nın ve Güneydoğu Asya’nın gelişmekte olan ülkelerinde, obezite artan refah düzeyi ve milli gelirin normal bir sonucu olarak ortaya çıkmaktadır ve etkenden kaynaklanan hastalıklardan farklı olarak yeme alışkanlığı, toksik kimyasallar, yaşam tarzı gibi birçok faktöre bağlı olan bir mekanizma ile gelişmektedir.

Normalde yemek yeme hızı, vücuttaki yağ ve karbonhidrat depolarıyla orantılı olarak düzenlenmektedir.

Normal bir insanda bu depolar optimal düzeyi aştığı zaman aşırı depolanmayı önlemek amacıyla beslenme hızı azaltılmaktadır. Ancak obez kişilerde bu durum gerçekleşmez. Bu kişilerde besin alımı vücut ağırlığının çok üzerine çıkmadığı sürece azaltılamaz. Bu durum, ya düzenlenmeyi etkileyen psikolojik faktörlerden ya da düzenleyici sistemin kendisindeki anormalliklerden kaynaklanabilir .

Şişmanlığın en yaygın nedeni, sağlıklı beslenmenin günde sadece üç öğün şeklinde ve eksiksiz olması gerektiği düşüncesidir. Birçok çocuk, aileleri tarafından buna zorlanır ve hayatları boyunca da bu alışkanlığı sürdürürler. Oysa sağlıklı beslenme için esas olan, abartıdan kaçınmak suretiyle 3 öğün alınan normal diyetin hafif ara öğünlerle desteklenmesidir.

 Ayrıca bir yakının ölmesi, ağır hastalık, stres gibi durumlarda ya da depresyonda insanların büyük ölçüde kilo aldığı sık görülen bir durumdur. Yemek yeme, gerilimden kurtulma çaresi olarak görülmektedir.

Hipotalamusa doğru uzanan hipofiz adenomu olan kişilerin birçoğunda gelişen ilerleyici şişmanlık, insanlarda hipotalamus lezyonları sonucu şişmanlama eğilimi gelişebileceğini kesin olarak göstermektedir

 Bununla birlikte şişman insanlarda hemen hemen hiçbir hipotalamik hasara rastlanmaması, hipotalamusun foksiyonel organizasyonunun ağırlık artışıyla değişebileceğini gösterebilir

Beslenmenin temel mekaniği, beyin sapındaki merkezler tarafından kontrol edilmektedir.

Beyin, hipotalamusun altından ve mezensefelonun üzerinden kesilirse çiğneme, yutma gibi davranışlar etkilenmez. İştahı etkileyen diğer bir merkez de hipokampusla yakından ilişkili olan amigdala ve prefrontal kortekstir .

Şişmanlığın ailelere özgü bir durum olduğu kesindir. Genler beslenme derecesini çeşitli yollardan etkilerler

Beslenme merkezinin enerji deposunun düzenlenmesindeki anormallikleri, bir rahatlama mekanizması olarak iştahı açan ya da kişiyi yemeye sevk eden anormal ve kalıtsal psikolojik faktörler, karbonhidrat ve yağ depolanmasıyla ilgili genetik bozukluklar olarak sıralanabilir.

Obezitenin genetik yönü ile ilgili çalışan bazı araştırmacılar yalnız diyabete yatkınlığı değil, aynı zamanda şişmanlama eğilimine de neden olduğu sanılan bir geni (OB geni) tanımlamıştır.

Bu çalışmada tanımlanan genin bulunmadığı farelerin, şişmanlıkla ve yüksek yağ içerikli diyetle yakından bağlantılı olan tip 2 diyabetin belirtilerini göstererek şişmanladıkları ve ne kadar yerse yesinler doymadıkları gözlenmiştir.

Obezitenin genetiği ile ilgili çalışmalar genellikle ikizler üzerinde yapılmış; vücut – kitle indeksinin genetik geçişle aktarılabileceği düşünülmüştür .

Evlat edinilen ve kendi ailesiyle yaşayan ikizler gözlendiğinde BMI ve yağ oranlarının %25-40 farklı olduğu rapor edilmiştir

Özetle, ailesinde obezite hikayesi olan insanlarda obezite riski ortalama 3-4 kat artar.

Obezitenin tedavisi, enerji girişini enerji tüketiminin altına indirmekten ibarettir .

 Bu amaçla düzenlenen diyetlerin çoğunda diyetin büyük kısmı besin değeri olmayan selülozlu maddelerden oluşturulmaktadır . Bu kitle mideyi şişirerek tokluk hissi oluşturur.

Günümüzde Amerika’da obezitenin uzun dönem tedavisinde kullanılan başlıca iki önemli ilaç; sibutramin ve orlistattır.

Sibutramin, santral sinir sisteminde kan basıncı ve nabız atım hızının yükselmesi ile sonuçlanan gıda alımını azaltıcı ve merkezi sempatik aktiviteyi artırıcı rol oynamaktadır

 Orlistat ise, gastrointestinal sistemde önemli bir sistemik absorbsiyona yol açmaksızın pankreatik lipaz salınımını inhibe eder

 Yapılan son çalışmalarda, endojen kanabinoid sistemin keşfiyle birlikte kanabinoid reseptör antagonistlerinin obezite tedavisinde faydalı olabileceği düşünülmektedir

Uzun süredir devam eden epidemiyolojik çalışmalar ağırlık kaybı ile mortalitenin yakın ilişkili olduğunu göstermiştir .

 Aynı zamanda aşırı ağırlık kaybının kardiyovasküler hastalıklar için önemli bir risk faktörü olduğu da gösterilmiştir .

Yağ dokusu kaybının sağlıklı yağsız doku kaybının da zararlı olduğunu göstermektedir.

Artmış yağ dokusu miktarı obezite anlamına gelir ve obezite, ölüm riski taşır. Visseral yağ, insülin direnciyle ilgilidir ve obeziteyi sağlık riski oluşturan bir hastalık haline getirir

Böylece visseral obezite diabet, hipertansiyon ve hiperlipidemiyle yakından ilgilidir ve genel yağ dokusu artışından daha büyük bir mortalite riski taşır.

Obezite tedavisinde egzersiz ve düşük kalorili diyetlerin yetersiz kaldığı durumlarda ilaçlardan faydalanılmaktadır.

 İdeal bir obezite ilacı, yağsız dokuyu koruyarak özellikle visseral yağı azaltmalıdır. Bu ideal ilaç, iyi tolere edilebilmeli ve gerçek bir ağırlık kaybıyla sonuçlanmalıdır.

Günümüzde obezite araştırmalarında temel hedef bu şekilde ideal bir ilacın geliştirilebilmesidir. Obezite etkenlerinin ve mekanizmalarının iyi bir şekilde bilinmesi de bu ilacın keşfine giden yolda çok önemlidir.

Çevresel, genetik ve nörolojik etkenlere bağlı olarak gelişen ve bir çok kronik hastalığa neden olabilen önemli bir sağlık problemidir.

Bu bağlamda obezite oluşumunda önemli rolü olan adiposit sinyal proteinlerinin fonksiyonu ve regülasyonu, adipositlerin diferansiyasyonu ve vücut yağ dağılımının kontrolü hakkında yapılan araştırmaların obezite ve obezitenin sebep olduğu hastalıkların tedavisi açısından önemli katkıları olacağı düşünülmektedir.

Doktor Emre KARAYEL

Çocuk Sağlığı Uzmanı

Meningokok Bursa

İnvazif meningokok hastalıkları dünya genelinde ölüm ve yeni hastalık önemli nedenlerinden biridir. Hastalık, etken mikroorganizmanın neden olduğu toksin ilişkili damar hasarının kontrolünün güç olması nedeniyle klinik olarak hızlı ve agresif seyretmektedir.

Dünya genelinde tahmini olarak yılda 1.2 milyon meningokok enfeksiyonu gözlenmekte ve bu vakaların 145.000 kadarı yaşamını kaybetmektedir.

Ülkemizde 2009 sonrası veri bulunmaktadır. Türkiye İstatistik Kurumu ölüm istatistiklerine bakıldığında, meningokok hastalığı ilişkili ölüm sayısı 154 olarak bildirilmiştir.

Yaşayan kişilerde;

  • %15-30 oranında sağırlık
  • Konvülziyon
  • Uzuv kaybı
  •  Mental retardasyon gibi ciddi sekeller gözlenmektedir.

 Neisseria meningitidis’in neden olduğu meningokokal hastalık sıklığı yaşam boyu 3 dönemde artış göstermektedir.

  • Anneden geçen koruyucu antikorların tükendiği  1 yaş altı bebeklik
  • Nazofarengeal taşıyıcılığın yüksek olduğu adolesan
  • immün sistemin zayıfladığı 65 yaş üstü yaşlılık dönemidir

 Etken, damlacık enfeksiyonu yoluyla bulaşmakta ve geç kış ile erken ilkbahar aylarında sıklığı artmaktadır.

Meningokoklar bulaşı takiben, kısa süreli taşınabilmekte veya 1-14 gün içerisinde invazif hastalığa dönüşebilmektedir.

Ülkemizde yapılan değişik çalışmalarda, taşıyıcılık oranının %1.23 ile %21 arasında değiştiği bildirilmiştir.

Tekin ve arkadaşlarının 10-24 yaş arası 1518 çocuk , ergen  ve genç erişkinde meningokok taşıyıcılığını araştırdığı çalışmalarında;

  • Neningokok taşıyıcılığı %6.3 olarak bulunmuştur.

Gram-negatif bir diplokok olup, en önemli virulans faktörü olan polisakkarit kapsüllerinin immünolojik reaktivitelerine göre 13 serogruba ayrılır. Bu serogruplar arasında insanlarda en sık invazif hastalık yapan serotipler A, B, C, Y, X ve W-135’tir.

Serogrupların dağılımı coğrafi bölgelere ve yaş gruplarına göre değişiklik göstermektedir.

Ülkemizdeki bakteriyel menenjit etkenlerini değerlendirdikleri çok merkezli çalışmalarda, en sık %51.6 oranında N.meningitidis saptanmış, serotip dağılımında ise ilk iki sırada sırasıyla W-135 (%38.1) ve B (%26) belirlenmiştir.

Tekin ve arkadaşları çalışmasında, meningokok taşıyıcılarında saptanan en sık serotipler W-135 (%66,6) ve B (%9,4) olup, C serotipine rastlanmamıştır.

Tekli  Aşılar Meningokok B serotipine karşı geliştirilmiş iki türlü aşı bulunmaktadır. Bunlar, Avrupa, Kanada, Avustralya ve ABD’de onaylanmış Bexsero (MenB4C) ve ABD’de onaylanmış Trumenba (MenB-FHbp) aşılarıdır.

Bexsero’nun; 4 hafta ara ile 2 doz, Trumenba’nın ise iki doz (ilk dozdan 6 ay sonra ikinci doz) ya da 3 doz seri (0, 2-6. aylarda) şeklinde uygulanması önerilmektedir.

 

Bivalan Polisakkarit Aşılar Serogrup A ve C’nin polisakkaritini içermektedir. Aşı, bu iki gruba bağlı enfeksiyonlara karşı 3 yıl boyunca %85 koruyuculuk sağlamaktadır.

 Koruyucu antikor düzeyleri 3 yıldan sonra azalmaya başladığından, risk gruplarında aşının yinelenmesi önerilir. Tek doz olarak, 0.5 mL, subkütan uygulanır. Aşılananların küçük bir bölümünde aşının uygulandığı bölgede ağrı, duyarlılık ve kızarıklık gibi lokal yan etkiler ile ateş, hâlsizlik ve baş ağrısı gibi sistemik reaksiyonlar görülebilir.

Tetravalan Polisakkarit Aşılar MPSV4 (Meno-muneTM A/C/Y/W-135) pürifiye meningokok kapsüler polisakkarit aşıdır. Subkutan yol ile 0,5 mL/doz uygulamayı takiben 7-10 gün sonra yeterli antikor yanıtı oluşmaktadır. Yolculuk öncesi ve askerlikte uygulanan aşı olarak günümüzde kullanılmaktadır.

Konjüge Meningokok Aşıları Günümüzde ruhsatlanmış ve uygulanabilen konjüge meningokok aşıları:

  • A serogrubu içeren MenAfriVacTM (Hindistan Serum Enstitüsü)
  • C serogrubu içeren MeningitecTM (Pfizer), MenjugateTM (GSK) ve NeisVac-CTM (Pfizer)
  •  A, C,W-135, Y serotiplerini içeren kuadrivalan aşılar MenectraTM (Sanofi-Pasteur), MenveoTM (GSK) ve NimenrixTM (Pfizer)

MenACWY-DT (MenactraTM);

Kapsül polisakkaritleri (A, C, W-135, Y) ile difteri toksoidi (DT) konjüge edilerek elde edilmiştir. 2005 yılında Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (Food and Drug Administration, FDA) tarafından onaylanmış ve 11-18 yaş grubundaki tüm adolesanlara ve risk grubunda olan 2-55 yaş arasındaki kişilere uygulanması önerilmiştir.

Ekim 2005 tarihinde aşı yan etki bildirim merkezi, MenACWY-DT uygulanan 5 vakada Guillain-Barré Sendromu (GBS) geliştiğini bildirmiş, 2006 yılında aşılamadan sonraki ilk 6 hafta içinde GBS gelişen 11-19 yaş arası 15 vaka olduğu görülmüştür.

Bununla birlikte, yapılan değerlendirmelerde, meningokokal hastalık riskinin aşı ile ilişkili olabilecek GBS’ye göre çok daha fazla olması nedeni ile ABD Hastalık Kontrol ve Korunma Merkezi (Centers for Disease Control and Prevention, CDC) adolesanlarda rutin uygulamaya devam edilmesi gerektiği yönünde fikir bildirmiştir.

Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi, 2011 yılında MenACWY-DT için 9 aylıktan itibaren uygulamaya onay vermiştir. Aşı, 9. ayda uygulandığında üç ay sonrasında ikinci doz uygulaması önerilmektedir.

 MenACWY-TT (NimenrixTM), meningokok A, C, W-135 ve Y serogruplarının tetanoz toksoid (TT) ile konjüge edilmesi ile geliştirilmiş diğer bir aşıdır. Adolesan, çocuk ve sütçocuklarında yapılan çalışmalarda aşının iyi tolere edildiği, immünojenisitesinin ve yan etki profilinin mevcut meningokok aşıları ile benzer olduğu gösterilmiştir.

MenACWY-TT, Avrupa İlaç Ajansı (European Medicines Agency, EMEA) tarafından Nisan 2012’de onaylanmış olup, aşının Türkiye dâhil Avrupa’da 12 aydan büyük çocuk ve erişkinlerde tek doz intramüsküler olarak uygulanması önerilmektedir.

Avrupa İlaç Ajansı 2016 yılında MenACWY-TT’nin iki aydan büyük bebeklere uygulanabilirliğini onaylamıştır. MenACWY-TT; 0.5 μg A,C,W-135 ve Y PS konjügatına ek olarak sükroz içinde 44 μg tetanoz toksoidi (TT) ve trometamol içermektedir. Sulandırıldıktan sonra 30°C’de 8 saat etkinliğini koruduğu gösterilmiştir (19). Aşının immünojenik yanıtını değerlendiren çalışmalar farklı yaş gruplarında MenACWY-TT’nin etkinliğinin yüksek olduğunu göstermişlerdir.

Yakın zamanlarda ( 2015 ) yayınlanan bir analizde 15 randomize klinik çalışma incelemişler ve MenACWY-TT’nin test edilen tüm çeşitleri için yüksek bağışıklık gösterdiğini saptamışlardır.

Bebeklerde, çocuklarda , ergenlerde ve erişkinlerde aşılama sonrası koruyuculuğun 5. yıl sonunda istenilen düzeyde kaldığı gösterilmiştir.

Aşılama sonrası bireylere lokal (ağrı, kızarıklık, şişlik) ve sistemik (yorgunluk, ateş  ve baş ağrısı) yan etkileri işaretledikleri ve semptomların azlığı; şiddetlerinin 0-3 arası derecelendirdikleri bir anket verilerek yan etki değerlendirilmesi yapılmış

  • Knuf ve arkadaşları  çalışmalarında aşıların genel olarak iyi tolere edildiği, özellikle 12-14 ay ve 3-5 yaş arası grupta 3. derece olarak belirtilen yan etki insidansının her grup için düşük olduğu ve bu yaş grubunda en sık saptanan lokal yan etkinin aşı yerinde kızarıklık gelişimi olduğu ifade edilmiş
  •  Dokuzuncu ayda aşılanan çocukların incelendiği diğer bir çalışmada, %0,3 oranında ateş gözlenmiş olup, hiçbir vakada >39,5°C’nin üzerine çıkmadığı raporlanmıştır

MenACWYTT konjüge aşının influenza, hepatit A ve B, konjüge pnömokok, difteri, tetanos, aselüler boğmaca, hepatit B, inaktif polio, Haemophilus influenza tip b (Hib) konjüge aşısı gibi inaktif, kızamık kızamıkçık kabakulak ve suçiçeği aşısı gibi canlı aşılarla aynı zamanda uygulanmasının aşı yanıtı ve yan etki insidansı açısından fark yaratmadığı gösterilmiştir.

Doktor Emre KARAYEL

Çocuk Sağlığı Uzmanı

Çocuklarda Kabakulak

Kabakulak hastalığı, kabakulak virüsünün neden olduğu bulaşıcı bir hastalıktır. Geçmişte kabakulak hastalığı çocukluk dönemlerinde oldukça sık görülmekteydi.

  • Genel belirtileri arasında
  • ateş,
  • iştahsızlık,
  • bitkinlik ve
  • baş ağrısı olup,
  • bunları tükrük bezlerinin şişmesi ve hassasiyeti izler.

Kulağa yakın olan tükrük bezlerinden biri veya her ikisi (yanakların içinde, çene kemiğinin yanında, kulakların alt kısmında) en çok etkilenen bezlerdir.

Hastalığa yakalanan çocukların üçte birinde herhangi bir belirti görülmez.

Kabakulak özellikle ergenlik çağından sonra hastalığa yakalanan kimselerde genel olarak çok şiddetli seyreder.

Kabakulaktan kaynaklanan yan rahatsızlıklar pek yaygın değildir; bunlar arasında beyin iltihabı (ensefalit), beyin zarı ve omurilik iltihabı (menenjit), erbezi iltihabı (orşit), yumurtalık iltihabı (ovarit), meme iltihabı (mastit)  ve işitme kaybı sayılabilir.

Kabakulak hastalığı genel olarak, hastalık bulaşmış olan birisinin öksürmesi sonucu havaya karışan kabakulak virüsünün nefes yoluyla vücuda girmesi ile bulaşır.

Kişiden kişiye virüs bulaşmış tükrük kanalıyla doğrudan temas yoluyla da bulaşır

Tükrük bezlerinin şişmeye başlamasından yedi gün öncesinden başlayarak dokuz gün sonrasına kadar hastalığı başkalarına bulaştırabilirler. En bulaşıcı olduğu dönem, belirtilerin ortaya çıkmasının 2 gün öncesi ile 4 gün sonrası arasındaki dönemdir.

Bulaşıcı olan kabakulak hastası ile temas eden herkes, daha önce kabakulak geçirmemiş ya da aşı yaptırmamış ise, kabakulağa yakalanabilir.

Kabakulak hastalarının, hastalığın başkalarına bulaşmasını önlemeye yardımcı olmak için şişmenin başlamasından sonra dokuz gün kadar evden çıkmamaları gerekir.

MMR aşısı kabakulak, kızamık, ve kızamıkçık hastalıklarına karşı koruma sağlar ve standart aşı programının bir parçasıdır. MMR aşısının ilk dozu çocuklara 9-12 aylıkken, ikinci dozu ise dört yaşında yapılmalıdır.

Kabakulak hastalığını normal olarak sadece kişinin hastalık belirti ve işaretlerine bakarak teşhis eder. Ayrıca kan testi veya boğaz, idrar veya omurilik sıvısı örnekleri yardımıyla kesin teşhis yapılabilir.

Basit ağrı kesiciler ağrı ve ateşi düşürebilir. Şişen bezlerin üzerine ılık ve soğuk paketler konması ağrıyı azaltabilir.

Okul müdürleri ve çocuk bakım merkezlerinin yöneticileri kabakulak vakalarının tamamını yerel halk sağlığı birimlerine bildirmekle yükümlüdürler. Bu raporlar toplumdaki kabakulak vakalarının seyri hakkında istatistiksel bilgiler sağlar.

Kabakulak hastalarının şişmenin başlamasından itibaren dokuz gün süreyle çocuk bakım merkezlerinden, okul ve toplum yaşam bölgelerinden uzak durmaları gerekir.

Doktor Emre KARAYEL

Çocuk Sağlığı Uzmanı

Çocuklarda İştahsızlık

İştahsızlık nedir?

Açlık fizyolojik yeme ihtiyacı ve isteği olarak tanımlanmaktadır. İştah ise hoş tat ve tatmin ile ilişkili olasılıkla öğrenilmiş psikolojik yeme ihtiyaç ve isteğidir. İştahın sayısal olarak derecelendirilmesi mümkün değildir, genellikle az, normal ya da fazla olarak nitelendirilir.

İştah ya da iştahsızlık hangi sorunlara neden olabilir?

Birçok ebeveyn çocuklarının iştahsız olduğundan söz eder. İştahsızlık tanımlanırken en sık;

  • Çocuklarının çok az yediği
  • Seçici beslendiği
  • Kendi kendine beslenmekte zorlandığı
  • İtirazcı beslenme davranışı
  • Tuhaf yeme alışkanlıkları olduğundan şikayet edilmektedir.

Bu tür sorunlar çocukların yaklaşık %25 – %40 ’sini etkilemektedir. Ancak bu çocukların çoğunda büyüme geriliği ve besin eksiklikleri gözlenmez. Fizyolojik ihtiyaçların normal olarak giderildiği, normal büyüyen ve besin eksiklikleri göstermeyen bir bireyde normal iştahtan söz edilebilir.

İştahsız kabul edilen çocukların ancak %3-4’ünde ciddi anlamda beslenmeyi reddetmek, kusma gibi semptomların eşlik ettiği kilo alım azlığı, kilo alamama ya da kilo kaybı ile giden yeme bozuklukları söz konusudur. Bu tür ciddi yeme bozuklukları ileri yaşlarda bilişsel bozukluk, davranış bozuklukları ve anoreksiya nevroza gibi durumlar açısından da risk oluşturmaktadır.

İştahsızlığın nedenleri nelerdir?

İştahsızlığın nedenleri genel olarak organik, davranışsal veya oral-motor görev bozukluğu beraber görülmektedir. Birçok çocukta organik sorun çözülse de, davranış sorunu devam etmektedir.

Beslenme sorunları yetersiz büyümenin nedeni olabilir altta yatan hastalıktan kaynaklanabilir ya da her iki durum beraber yetersiz büyümenin nedeni olabilir.

  • Beslenmenin zamanı ve miktarı uygunsuz ise iştah etkilenecektir. Tüp ile besleme kilo alımını sağlasa da açlık-doygunluğu etkileyecektir. Metabolik ve inflamatuar hastalıklar iştah azalması ve dolayısıyla kilo kaybı ve büyüme geriliği yaşanmasına neden olmaktadır.
  • Yaşa uygun olmayan diyet iştah kaybına neden olabilir. Besin alerjileri yeme güçlüğü, huzursuzluk ve kusma ile ortaya çıkabilir.
  • Anatomik, nöromüsküler, inflamatuar nedenlere bağlı yaşanan yutma güçlüğü beslenmeyi ret, huzursuzluk, yutma sırasında ağrı, takılma hissi, beslenme sırasında morarma, yutamama gibi şikayetlere neden olur. Yutma güçlüğü sıklıkla yetersiz beslenme, yetersiz kilo alımı, kilo kaybı ve büyüme geriliğine yol açar. Yutma güçlüğü büyük çocuklarda gastroözofageal reflünün ilk bulgusu olabilir.
  • Akciğer, karaciğer, kalp ve damar hastalıkları gibi sistemik durumlarda solunum işlevi için ek enerji harcanması gerekir. Artan enerji ihtiyacı yanında yeterince beslenememe ve iştah kaybı yaşanmasına neden olarak kilo alımı ve büyümeyi olumsuz etkiler.
  • Süt çocuklarında beslenme sorunlarının çoğu davranışsal faktörlerden kaynaklanmaktadır. Anne-bebek arasında;
    • 2-8 aylar arasında bağlanma bozukluğu
    • 6- 36 aylar arasında organik bir neden olmadan beslenmeyi reddetme yani infantil anoreksi
    • Seçici beslenme en başta gelen davranışsal yeme bozukluklarıdır.
  • Büyüme-gelişmenin kritik periyodlarında ağızdan beslenmenin olmaması ya da geciktirilmesi, beslenme yeteneklerinin kazanılmasını olumsuz etkiler. Uzun süre tüp, ilaç ya da serumla ağız yolu harici beslenen, solunum yolunun korunması için yapılan Entübasyon işlemine maruz kalan bebeğin oral beslenmeye direnç gösterme riski yüksektir.
  • Özellikle gastroözofageal reflüde gözlenen yeme-ağrı ilişkisi “duruma bağlı yutma güçlüğüne” neden olabilir.
  • Beslenme sırasında boğulma tehlikesi yaşayan bir çocuk akut olarak beslenmeyi reddedebilir.
  • Beslenme sırasında yaşanan sorunlar ebeveynleri olumsuz etkileyebilir. Bu durum beslenme zamanları aşırı stresli hale getirebilir. Tıbbi sorunlar yaşamış bebeklerde sorunlar çözülse bile aileler için bebekleri hassas olarak nitelendirilir ve bu yaşa uygun yetilerin gelişmesini önleyebilir.

Yeme bozukluğu olan çocukların anneleri/bakıcılarının ortak özellikleri nelerdir?

  • Zorlayıcı, kontrolü seven, duyarsız, aşırı uyaran ve araya giren
  • Daha az esnek, daha az kabullenir.
  • Zorla besleyen ve ceza veren
  • Çocuktan gelen uyarıları almakta güçlük çeken
  • Çocukla ilişkilerinde sinirli ve kırıcı

İştahsızlık yaşayan bebek ve çocuklarda belirti ve şikayetler nelerdir?

Organik temeli olan ya da olmayan çocukluk çağı yeme bozukluklarında kusma, öğürme, huzursuzluk, ağlama, uyumama, kilo almama, yutma güçlüğü, gibi ortak belirtiler vardır.

Bebeklerde;

  • Zayıf emme, kısa süreli emme.
  • Emmeyi reddetme ve ağlama
  • Başını geriye atma, huzursuzluk ve uyku sorunları
  • Yüzünü buruşturma, öğürme, kusma.
  • Yetersiz kilo alımı, kilo alamama veya kilo kaybı

Büyük çocuklarda;

  • Az yiyerek masayı erken terk etmek.
  • Yememek için başını çevirme veya ağzını kapatmak.
  • Öfke, yemekleri dökme, kaşık-çatalı yere atma veya ağlamak.
  • Öğürme, yemeği ağzında tutma veya kusmak.
  • Sıvı, püre ve katı yiyecekleri reddetmek.
  • Sebze yememek.
  • Belli renkte, kokuda, yapıda besinleri reddetmek.
  • Açlık hissetmemek ve belli besinleri yemekte ısrar etmek.
  • Yetersiz kilo alımı veya kilo alamamak iştahsızlık belirtileridir.

İştahsızlığın değerlendirmesinde nelere dikkat edilmelidir?

  • İlk adım iyi bir öykü ve fizik muayenedir. Doğum öncesi ve gebelik sırasındaki öykü, doğum ağırlığı ve yeni doğan dönemi risk faktörleri hakkında bilgi verebilmektedir.
  • Psikomotor (Temelinde hareket olan becerilerin kazanılmasını içeren ve doğum öncesi dönemde başlayıp ömür boyu süren bir süreç) gelişim ve gelişim basamaklarının sorgulanması iştahsızlık ve yeme bozukluğunun doğası ve gelişimi hakkında bilgi verebilir.
  • Sistemlerin gözden geçirilmesi kronik hastalıklar (kardiyak, solunum, nörolojik) hakkında bilgi verebilir. Gastroözofageal reflü belirtilerinin sorgulanması gerekir, çünkü beslenmeyi reddin tek nedeni olabilir.
  • Besinin tipi, miktar ve beslenme değerini de içeren 24 saatlik ya da 3 günlük diyet öyküsü sıvı, kalori, mineral ve vitamin miktarının hesaplanmasında önemlidir. Elde edilen bilgiler beslenme yöntemi hakkında bilgi verirken, yetersiz kalori alımı veya yaşa uygun olmayan besin seçimleri beslenme yetisi bozukluklarını işaret edebilir.
  • Antropometrik ölçümlerin (Vücudunun çeşitli kısımlarının ölçümüyle insan yapısının ilişkilerini saptama yöntemi) uygun büyüme eğrilerine işaretlenmesi ve uzun dönem izlenmesi önemlidir. Büyüme eğrilerinde düşme ileri inceleme gerektiğini gösterir.
  • Oral motor bozukluğu olanlarda emme, yutma ve solunum hareketlerinde koordinasyon bozukluğu, ağzı kapatmada yetersizlik, dil hareketlerinde azalma, çenenin stabilitesinde azalma, ısrarlı ve uzamış çene kapama gibi anormallikler olabilir.
  • Nörolojik değerlendirme yutma sorunu ile ilişkili kraniyal yani başa ait sinir fonksiyon bozuklukları, postür, baş, boyun kontrolü, kas tonusu ve kaybolmamış gelişmemiş refleksler ile ilgili bilgiler verebilir.
  • Beslenmenin değerlendirilmesi klinik değerlendirmenin önemli parçalarından biridir. Mesleki terapist, konuşma terapisti ya da fizyoterapist; emme, çiğneme, yutma işlevlerini değerlendirebilir. Aile tarafından besinin nasıl sunulduğu, beslenme sırasında ebeveyn-çocuk ilişkisi, çocuğun yemek seçimleri ve ebeveynin iyi ya da uygunsuz yeme davranışına tepkileri not edilmelidir.
  • İştahsız ve özellikle davranışsal kaynaklı beslenme sorunu yaşayan çocuklarda psikolog ekibin bir parçası olmalıdır. Davranış değerlendirmesinde beslenme öyküsü, beslenme ve ebeveynlerin reaksiyonları ayrıntılı not edilmeli, uzun süreli diyet öyküsü, beslenme seanslar sırasında ya da video kayıtları incelenerek değerlendirilmelidir.
  • Yutma bozukluğu düşünülen hastalarda video floroskopik inceleme gibi yutmanın endoskopik değerlendirilmesi gerekebilir.
  • İştahsız çocuk değerlendirmesinde laboratuvar testlerinin yeri sınırlıdır. Başlangıç değerlendirmesinde tam kan sayımı, böbrek ve karaciğer fonksiyon testleri, idrar analizi ve eritrosit sedimentasyon hızı yeterlidir. Vaka bazında ve klinik bulgular varlığında vitamin düzeyleri, tiroid hormonları, kan gazı ve çölyak taraması yapılabilir.

İştah ve yeme sorununun gerekli ise multidisipliner değerlendirilmesi sonrası tedavi yaklaşımı planlanmalıdır. Multidisipliner yaklaşımda çocuk doktoru, diyetisyen, psikolog ve fizyoterapist bulunmalıdır. İştahsızlığa neden olan altta yatan tıbbi durumun tedavisi, beslenme önerileri, psikiyatrik değerlendirme, oral motor değerlendirme genel yaklaşımlardır ; beslenme desteği, uygun miktar ve kalitede gıdanın verilmesi, kötü beslenmenin önlenmesi ve uygun büyüme gelişiminin sağlanması önceliklidir.

  • İştahsızlığa, yeme bozukluğuna yol açan durumların da değerlendirilmesi ve tedavi yaklaşımları önerilir. İnflamatuar olaylar, besin alerjileri, metabolik hastalıklar ve sistemik hastalıkların tedavisi iştah ve beslenme sorunlarının çözümünde önemlidir.
  • Anatomik ve nörolojik sorunlardan kaynaklanan beslenme sorunlarında beslenme ve fizyotörapötik tedavi yaklaşımları yanında geçici ya da sürekli yapay beslenme yöntemlerinin kullanılması gerekebilir.
  • Nörolojik sorunlu çocuklarda yutma bozuklukları ve kötü beslenme sıktır.

İştahsız ve beslenme sorunu olan çocukların çoğunluğunda organik bir neden saptanmaz, bir kısmında da altta yatan sorun çözülmüş olsa da beslenme sorunu devam eder. Bir kısmında açlık ve ağrı birlikteliği kazanılmış bir öğrenme ile iştah sorununa yol açar. Bir kısmında ise açlık-beslenme-tatmin aksı bozuktur. Bu çocuklarda en sık başvurulan yaklaşım açlığı manipüle etmektir.

  • Oral beslenen çocuklarda öğün saatleri düzenlenir, öğün arası katı ve sıvı gıdaların alınması azaltılır ya da tamamen kaldırılır. Öğünler çocuğun ne kadar yediğine bakılmaksızın 20-30 dakika ile kısıtlanır. Tüple beslenen çocuklarda ise gün içerinde beslenme normal beslenmeyi taklit eder ve çocuğu normal beslenme davranışına yönlendirir. Tüple besleme öncesi oral beslenme denenmelidir.
  • Diğer bir yaklaşım istenilen yeme davranışının artırılması, istenmeyenin azaltılmasına yönelik tekniklerdir. Örneğin uygun ve istenen yeme davranışını gösteren çocuğun ödüllendirilmesi, öfke, yemekle oynama, besiyi ret gibi davranışlara negatif anlamda tepki verilmesi istenen davranış şeklinin gelişmesine olumlu katkıda bulunacaktır.

Tedavi başarısını sekteye uğratacak en önemli faktör aile ve ailenin endişeleridir. Ailelere iştah ve beslenme sorunlarının dikkatle değerlendirildiği, sorunların zamanla çözüleceği ve tüm sorunların giderilmesinin kısa sürede ve bir anda olamayacağı anlatılmalıdır. Ailelerin işbirlikçi olmaları şarttır.

Ailelere 1 yaşından sonra iştah azalmasının büyümenin yavaşlaması ile ilişkili normal bir durum olduğu açıklanmalıdır.

  • Uygun tat, form ve kokuda besinsel değeri yüksek gıdaların hazırlanması ve öğünlerin düzenlenmesinden ebeveynler sorumludur; neyi, ne kadar yiyeceğine çocuk karar vermelidir. Başlangıçta küçük porsiyonlarda besin sunulup, çocuğun iştah ve isteğine göre gıda eklenebilir. Ara öğünler iki ana öğünün tam ortasında olmalı; zamanlaması ve miktarı bir sonraki ana öğünde çocuğun iştahını etkilememelidir.
  • Çocuğun gün boyu atıştırmasına, aşırı süt ve meyve suyu tüketimine izin verilmemelidir.
  • Yemek zamanları eğlenceli dönemler olmalı, çocuklar kesinlikle zorlanmamalı, fiziksel ve duygusal baskı altında tutulmamalıdır. Rüşvet, tehdit ve cezalandırma kesinlikle önerilmemektedir. Yemekler, disiplinin söz konusu olduğu yerler olmamalıdır; ağlayan ve üzgün bir çocuğun yeterince yemesi beklenmez.
  • Beslenme süresi 10-15 dakika ile sınırlı tutulmalı, süre dolduğunda sofra kaldırılmalıdır.
  • Oyun ve egzersiz açlığı uyarır, ancak aşırı uyarılma ve yorgunluk iştahı olumsuz etkileyebilir. Yemeklerden 10-15 dk önce çocuğun dinlenmesi sağlanmalıdır. Yemek masasında çocuğun dikkatinin yemekte olması gerekir; bu nedenle kitap, oyuncak kaldırılmalı, televizyon kapalı olmalıdır.
  • Tüm aile bireyleri yemek masasında olmalıdır; bilinmelidir ki çocuklar büyükleri taklit ederler. Ayrıca tüm aile bireylerinin masada olduğu mutlu sosyal bir ortamda çocukların daha iyi beslenmesi beklenir.
  • Ebeveynlerin istediği kadar değil, tokluk hissedinceye kadar yemelidir. Ancak herkes yemeği bitirinceye kadar masada kalmaları sağlanmalıdır. Çocuklar tokluk hissedecek kadar sofrada kalmadıkları sürece tokluk hissini öğrenemezler.
  • İzole besin reddinde ve ebeveynlerin endişesini azaltmak için iştah açıcı şuruplar önerilmez. Eğer besinlerin miktar ve kalitesi konusunda soru işaretleri var ise vitamin ve mineral takviyesi yapılabilir. Özel formüller sağlıklı besin maddelerinin bir alternatifi değildir.
  • Her iki ebeveynde aynı dili konuşmalı ve benzer davranış modeli içerisinde olmalıdır.
  • Çocuk başlangıçta az yiyebilir, 1 saat sonra biberon ya da anne sütü isteyebilir. Bir sonraki yemek vaktine kadar beklemesi gerektiği söylenir.
  • Yemeği bitiriyorsun, başarıyorsun yerine karnımız doluyor, midemiz doluyor şeklinde çocuğun bu hisse odaklanmasını sağlamak gerekir.
  • Ne kadar çok yediği ya da az yediğine bakılarak ödül vermek veya cezalandırmak önerilmez. Yemek asla bir performans olarak değerlendirilmemelidir. Yerine yemeğe odaklanmak sağlanmalı, kendini kaşıkla beslemesine olanak vermeli ve bu şekilde kazanımları sözel olarak ödüllendirilmelidir.
  • Öğürme, kusma ve tükürme gibi reaksiyona neden olan besini vermeyi kesilmelidir. Eğer sadece yüz buruşturuyorsa değişik zamanda ve küçük porsiyonlarda tekrarlayan sunumlar denenebilir
  • Yeni besinlerin denenmesinde rol model olmak ve çocuğa besini sunmadan deneme isteğini beklemek gerekir.
  • Bu davranış;
    • Ailenin sevdiği yemekler çocukların yemeğe olan merak ve ilgisini artıracaktır.
    • Denediğinde reddetse bile daha sonraki besinleri deneme korkusu azalmış olacaktır.
    • Çocuğun tabağına yeni besini koyup denemesini söylemek besin reddini artıracaktır. Çocuklar yemeğin denenmesinde kontrolün kendilerinde olmasını beklerler
  • Çocuğa yiyebileceği besinleri hazırlamalı, ancak öğünden öğüne, günden güne besinleri rotasyona koymalıdır.
  • Yemek sırasında çatışmadan kaçınmalı, çocuk kesinlikle zorlanmamalıdır.
  • Yemesi için rüşvet vermek işe yaramaz, olumlu beslenme davranışının gelişmesine yardımcı olmaz.
  • Uykuda ya da uykuya dalarken beslemek özel durumlar dışında önerilmez.
  • Diyetler çok kısıtlayıcı olabilir, değerlendirilip eksik besin maddelerinin desteklenmesi gerekebilir.
  • Çocuklar tatlı yiyecekler ve şekerlemelere genellikle düşkündürler, her öğünde olmamak kaydı ile diğer besinlerle beraber sunulabilir, hatta yemeğin başında da tüketebilir. Ancak planlanmış öğünler dışında bu ürünlerin tüketilmemesi gerekir

Doktor Emre KARAYEL

Çocuk Sağlığı Uzmanı