Yazılar

Grip ve Grip Aşısı

Grip ve ona karşı silahımız Grip aşısı

Sağlık Bakanlığı verilerine göre, geçen sene kasım sonu-aralık ayının

ikinci haftası itibariyle grip salgını başladı. Grip aşısı için hiçbir

zaman geç değildir; hastalığa henüz yakalanmayan kişileri koruyabilir.

Risk grubundaki kişilerin aşılanmasında kesinlikle fayda var.

Domuz gribi, kuş, gergedan virüsü gibi farklı isimlerle duyurulan

salgınlar tam mevsimi olan günlerde birçok çocuğu olumsuz etkiliyor.

Domuz gribi salgınının ortaya çıktığı 2009 yılında, dünyada ve

Türkiye’de her zamankinden daha fazla hasta görüldü.

Kimler Tehlike Altında?

Özellikle tehlike yaratan bir grup var;

  • Bağışıklığı iyi çalışmayan tüm yaş grubu
  • 1 yaş altındaki bebekler
  • Tekrarlayan akciğer hastalığı olanlar, solunum yetmezliği olan hastalar, kanser tedavisi gören çocuklar ve hamileler

Bağışıklık sistemi iyi çalışmadığından bu grupta yaşamı tehdit etme riski daha yüksektir.

En İdeal olan, salgın başlamadan eylül, ekim aylarında aşılanmaktır.

Çünkü mart ayı sonuna kadar salgın azala azala devam eder. Şu an

yapılacak aşı, hastalığa henüz yakalanmayan kişileri koruyabilir.

Hamileleri özellikle vurgulamak gerekiyor. Çünkü düşük ve erken

doğum riskiyle karşı karşıyalar. Grip buna neden olabiliyor. Hastalık,

gebelerde yaşamı da tehdit edebiliyor. Gebeliğini kış aylarında

geçirecek kişilerin aşılanmasında fayda var.


Bağışıklık sistemini koruyan en etkili yöntemin yeterli uyku ve

yeterli ve dengeli beslenmedir.

  • Soğuktan korunarak, açık havada vakit geçirilmeli
  • Kalabalık ortamlardan mümkün olduğunca uzak durulmalı
  • C vitaminden sebze-zengin narenciye tüketmek, hapşıran-öksüren kişilerden uzak durmak  ve elleri sık sık yıkamak gibi hijyen önlemleri de almak önem taşıyor
  • Bu dönemde proteinden zengin beslenmeli. Yumurta, süt ürünleri, yoğurt, et, sebzeler ve meyveleri arttırmak önemli.

Gergedan Virüsü Nezle

Son zamanlarda Gergedan Virüsü olarak adlandırılan virüsün, özellikle

en etkin nezle virüsü olduğunu tespit edilmiştir. Birkaç günlük burun

akıntısı, hafif baş ağrısı, kuru öksürükle geçer.

Eğer burun kanalları açık tutulmazsa daha sonra sinüzite dönebilir. O

nedenle bu enfeksiyona yakalanmış kişiler burnun açık olmasına dikkat

etmelidir. Çocuklarda burun açıcı tuzlu sular burnun tıkanmasını

engelleyecektir.

Çocuk doktorunun görüşü alındıktan sonra en önemli akılda tutulacak

bilgi ise Solunum yolu enfeksiyonlarının çoğu virüslerle oluştuğu ve

antibiyotikler onlara kesinlikle etki etmez. Antibiyotiklere çok

güvendiğimiz ve onlardan çok şey beklediğimiz için, virüs olduğunu

bilsek bile kullanıyoruz. Bu vücudumuzdaki yararlı bakterileri

öldürüyor, çok güzel çalışan bir sistemi bozuyor.

 

Doktor Emre KARAYEL

Çocuk Hastalıkları Uzmanı

Çocuklarda Ateş

Normalde vücut sıcaklığımız beynimizin kontrolü altında belli bir düzeyde sabit tutulmaya çalışılır.

Vücut dış yüzeyinden gelen sıcak ve soğuk uyarılarının etkisinde beynin hipotalamustaki ısı merkezi kanın sıcaklığını 37 °C’ de sabit tutmaya göre ayarlanmıştır. Ancak bazı canlılardan farklı olarak vücut sıcaklığının belli düzeyde olması canlılığımızın sürdürülmesinde yaşamsal önem taşımaktadır.

Vücut sıcaklığı gün içinde 36 ila 37.8 °C arasında değişim gösterir. Ateşli durum ise vücut sıcaklığının normal düzeyin üstünde olmasıdır. Bilimsel olarak ateş, organizmaya giren enfeksiyon veya enfeksiyon dışı etkenlere karşı organizmanın en erken verdiği normal fizyolojik bir yanıttır.

Diğer bir yönde ateş organizmanın kontrolü altında vücut sıcaklığının artışıdır, genellikle 41.7 °C’nin üzerine çıkmaz. Bazen vücut sıcaklığı çevresel sıcaklık (sıcak çarpması, kundaklama), bazı ilaç zehirlenmeleri, doğuştan terleme bozukluğu olanlar ve hipertriodi gibi durumlarda da görülebilir ki bu durum organizmanın kontrolü dışında gelişir ve sınırı yoktur, zarar oluşturabilir.

Yeni doğan döneminden on sekiz yaşına kadar bütün çocukluk çağında vücut sıcaklığı ölçüldüğünde 37,8 santigrat derece veya üzerinde saptanmışsa bu çocuklar ateşli olarak kabul edilir.

Ateş ölçümünde, vücut öz sıcaklığına (hipotalamustaki kanın sıcaklığı) en yakın sıcaklık makattan ölçülür. Fakat özellikle yenidoğanlar olmak üzere dört yaşından büyük çocuklarda önerilmez. Makatın yaralanmasına neden olabilir, ölçümü zordur, aynı derecenin başkasına kullanılması hastalık bulaştırabilir.

Yeni doğanlarda (4 haftaya kadar) koltuk altı, 4 hafta beş yaş arası koltuk altı veya kulaktan ölçüm kolay, kabul edilebilir ve çabuk sonuç alındığı için önerilir.

Daha büyüklerde ağızdan ölçüm yapılabilir. Ağızdan ve koltuk altı ölçümü makattan ölçüme göre düşüktür (0.5-1 derece).
Kulaktan ölçüm ise makattan ölçüme yakındır. Ateş ölçümü günde 6-8 kez yapılabilir. Sık ölçüm çocuklarda huzursuzluğa neden olur.

Ateş tedavisinin temel amacı, ateşliyken huzursuzluğu olan çocuğun rahatlatılmasıdır.

  • Hafif ateşlerde (38-38,5 derece) çocuk ince giydirilmeli, bol su verilmelidir.
  • Yüksek ateşte ise önce ateş düşürücü ilaç verilmeli, bol su içirilmeli, ince giydirilmeli yarım saat 45 dakikada ateş düzeyi azalmıyorsa ılık su ile banyo veya sadece başı yıkanabilir.
  • Yıkanma sırasında titremeleri olursa giydirilmelidir.

Ateşli dönemde vücudun temel metabolizması artar, bu artış bazı özel çocuklar için sıkıntı yaratabilir; bu çocukların sınırda olan hastalık dengeleri bozulabilir.

Bu nedenle bu özel çocuklarda yüksek ateş beklenmeden ateş tedavi edilmeli nedeni araştırılmalıdır.

  • Süregen akciğer hastalığı
  • Şeker hastalığı veya metabolik hastalığı olanlar
  • Böbrek yetersizliği olan çocuklarda yüksek ateş alttaki hastalığın ağırlaşmasına neden olabilir.

Ateşin kısa sürede ateş düşürücülere yanıt vermesi antibiyotik kullanmayı gerektiren bakteriyel infeksiyonlar ile antibiyotik kullanmayı gerektirmeyen viral hastalıklar arasında ayırıcı tanıda net olarark faydalı değildir.

Aynı zamanda ateşi kontrol altına alınan çocuklarda altta yatan hastalık tedavi edilmiş olmaz, kesinlikle çocuk doktoru tarafından çocuğun muayene olması gerekmektedir.

 

Doktor Emre KARAYEL

Çocuk Hastalıkları Uzmanı

Meningokok Bursa

İnvazif meningokok hastalıkları dünya genelinde ölüm ve yeni hastalık önemli nedenlerinden biridir. Hastalık, etken mikroorganizmanın neden olduğu toksin ilişkili damar hasarının kontrolünün güç olması nedeniyle klinik olarak hızlı ve agresif seyretmektedir.

Dünya genelinde tahmini olarak yılda 1.2 milyon meningokok enfeksiyonu gözlenmekte ve bu vakaların 145.000 kadarı yaşamını kaybetmektedir.

Ülkemizde 2009 sonrası veri bulunmaktadır. Türkiye İstatistik Kurumu ölüm istatistiklerine bakıldığında, meningokok hastalığı ilişkili ölüm sayısı 154 olarak bildirilmiştir.

Yaşayan kişilerde;

  • %15-30 oranında sağırlık
  • Konvülziyon
  • Uzuv kaybı
  •  Mental retardasyon gibi ciddi sekeller gözlenmektedir.

 Neisseria meningitidis’in neden olduğu meningokokal hastalık sıklığı yaşam boyu 3 dönemde artış göstermektedir.

  • Anneden geçen koruyucu antikorların tükendiği  1 yaş altı bebeklik
  • Nazofarengeal taşıyıcılığın yüksek olduğu adolesan
  • immün sistemin zayıfladığı 65 yaş üstü yaşlılık dönemidir

 Etken, damlacık enfeksiyonu yoluyla bulaşmakta ve geç kış ile erken ilkbahar aylarında sıklığı artmaktadır.

Meningokoklar bulaşı takiben, kısa süreli taşınabilmekte veya 1-14 gün içerisinde invazif hastalığa dönüşebilmektedir.

Ülkemizde yapılan değişik çalışmalarda, taşıyıcılık oranının %1.23 ile %21 arasında değiştiği bildirilmiştir.

Tekin ve arkadaşlarının 10-24 yaş arası 1518 çocuk , ergen  ve genç erişkinde meningokok taşıyıcılığını araştırdığı çalışmalarında;

  • Neningokok taşıyıcılığı %6.3 olarak bulunmuştur.

Gram-negatif bir diplokok olup, en önemli virulans faktörü olan polisakkarit kapsüllerinin immünolojik reaktivitelerine göre 13 serogruba ayrılır. Bu serogruplar arasında insanlarda en sık invazif hastalık yapan serotipler A, B, C, Y, X ve W-135’tir.

Serogrupların dağılımı coğrafi bölgelere ve yaş gruplarına göre değişiklik göstermektedir.

Ülkemizdeki bakteriyel menenjit etkenlerini değerlendirdikleri çok merkezli çalışmalarda, en sık %51.6 oranında N.meningitidis saptanmış, serotip dağılımında ise ilk iki sırada sırasıyla W-135 (%38.1) ve B (%26) belirlenmiştir.

Tekin ve arkadaşları çalışmasında, meningokok taşıyıcılarında saptanan en sık serotipler W-135 (%66,6) ve B (%9,4) olup, C serotipine rastlanmamıştır.

Tekli  Aşılar Meningokok B serotipine karşı geliştirilmiş iki türlü aşı bulunmaktadır. Bunlar, Avrupa, Kanada, Avustralya ve ABD’de onaylanmış Bexsero (MenB4C) ve ABD’de onaylanmış Trumenba (MenB-FHbp) aşılarıdır.

Bexsero’nun; 4 hafta ara ile 2 doz, Trumenba’nın ise iki doz (ilk dozdan 6 ay sonra ikinci doz) ya da 3 doz seri (0, 2-6. aylarda) şeklinde uygulanması önerilmektedir.

 

Bivalan Polisakkarit Aşılar Serogrup A ve C’nin polisakkaritini içermektedir. Aşı, bu iki gruba bağlı enfeksiyonlara karşı 3 yıl boyunca %85 koruyuculuk sağlamaktadır.

 Koruyucu antikor düzeyleri 3 yıldan sonra azalmaya başladığından, risk gruplarında aşının yinelenmesi önerilir. Tek doz olarak, 0.5 mL, subkütan uygulanır. Aşılananların küçük bir bölümünde aşının uygulandığı bölgede ağrı, duyarlılık ve kızarıklık gibi lokal yan etkiler ile ateş, hâlsizlik ve baş ağrısı gibi sistemik reaksiyonlar görülebilir.

Tetravalan Polisakkarit Aşılar MPSV4 (Meno-muneTM A/C/Y/W-135) pürifiye meningokok kapsüler polisakkarit aşıdır. Subkutan yol ile 0,5 mL/doz uygulamayı takiben 7-10 gün sonra yeterli antikor yanıtı oluşmaktadır. Yolculuk öncesi ve askerlikte uygulanan aşı olarak günümüzde kullanılmaktadır.

Konjüge Meningokok Aşıları Günümüzde ruhsatlanmış ve uygulanabilen konjüge meningokok aşıları:

  • A serogrubu içeren MenAfriVacTM (Hindistan Serum Enstitüsü)
  • C serogrubu içeren MeningitecTM (Pfizer), MenjugateTM (GSK) ve NeisVac-CTM (Pfizer)
  •  A, C,W-135, Y serotiplerini içeren kuadrivalan aşılar MenectraTM (Sanofi-Pasteur), MenveoTM (GSK) ve NimenrixTM (Pfizer)

MenACWY-DT (MenactraTM);

Kapsül polisakkaritleri (A, C, W-135, Y) ile difteri toksoidi (DT) konjüge edilerek elde edilmiştir. 2005 yılında Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (Food and Drug Administration, FDA) tarafından onaylanmış ve 11-18 yaş grubundaki tüm adolesanlara ve risk grubunda olan 2-55 yaş arasındaki kişilere uygulanması önerilmiştir.

Ekim 2005 tarihinde aşı yan etki bildirim merkezi, MenACWY-DT uygulanan 5 vakada Guillain-Barré Sendromu (GBS) geliştiğini bildirmiş, 2006 yılında aşılamadan sonraki ilk 6 hafta içinde GBS gelişen 11-19 yaş arası 15 vaka olduğu görülmüştür.

Bununla birlikte, yapılan değerlendirmelerde, meningokokal hastalık riskinin aşı ile ilişkili olabilecek GBS’ye göre çok daha fazla olması nedeni ile ABD Hastalık Kontrol ve Korunma Merkezi (Centers for Disease Control and Prevention, CDC) adolesanlarda rutin uygulamaya devam edilmesi gerektiği yönünde fikir bildirmiştir.

Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi, 2011 yılında MenACWY-DT için 9 aylıktan itibaren uygulamaya onay vermiştir. Aşı, 9. ayda uygulandığında üç ay sonrasında ikinci doz uygulaması önerilmektedir.

 MenACWY-TT (NimenrixTM), meningokok A, C, W-135 ve Y serogruplarının tetanoz toksoid (TT) ile konjüge edilmesi ile geliştirilmiş diğer bir aşıdır. Adolesan, çocuk ve sütçocuklarında yapılan çalışmalarda aşının iyi tolere edildiği, immünojenisitesinin ve yan etki profilinin mevcut meningokok aşıları ile benzer olduğu gösterilmiştir.

MenACWY-TT, Avrupa İlaç Ajansı (European Medicines Agency, EMEA) tarafından Nisan 2012’de onaylanmış olup, aşının Türkiye dâhil Avrupa’da 12 aydan büyük çocuk ve erişkinlerde tek doz intramüsküler olarak uygulanması önerilmektedir.

Avrupa İlaç Ajansı 2016 yılında MenACWY-TT’nin iki aydan büyük bebeklere uygulanabilirliğini onaylamıştır. MenACWY-TT; 0.5 μg A,C,W-135 ve Y PS konjügatına ek olarak sükroz içinde 44 μg tetanoz toksoidi (TT) ve trometamol içermektedir. Sulandırıldıktan sonra 30°C’de 8 saat etkinliğini koruduğu gösterilmiştir (19). Aşının immünojenik yanıtını değerlendiren çalışmalar farklı yaş gruplarında MenACWY-TT’nin etkinliğinin yüksek olduğunu göstermişlerdir.

Yakın zamanlarda ( 2015 ) yayınlanan bir analizde 15 randomize klinik çalışma incelemişler ve MenACWY-TT’nin test edilen tüm çeşitleri için yüksek bağışıklık gösterdiğini saptamışlardır.

Bebeklerde, çocuklarda , ergenlerde ve erişkinlerde aşılama sonrası koruyuculuğun 5. yıl sonunda istenilen düzeyde kaldığı gösterilmiştir.

Aşılama sonrası bireylere lokal (ağrı, kızarıklık, şişlik) ve sistemik (yorgunluk, ateş  ve baş ağrısı) yan etkileri işaretledikleri ve semptomların azlığı; şiddetlerinin 0-3 arası derecelendirdikleri bir anket verilerek yan etki değerlendirilmesi yapılmış

  • Knuf ve arkadaşları  çalışmalarında aşıların genel olarak iyi tolere edildiği, özellikle 12-14 ay ve 3-5 yaş arası grupta 3. derece olarak belirtilen yan etki insidansının her grup için düşük olduğu ve bu yaş grubunda en sık saptanan lokal yan etkinin aşı yerinde kızarıklık gelişimi olduğu ifade edilmiş
  •  Dokuzuncu ayda aşılanan çocukların incelendiği diğer bir çalışmada, %0,3 oranında ateş gözlenmiş olup, hiçbir vakada >39,5°C’nin üzerine çıkmadığı raporlanmıştır

MenACWYTT konjüge aşının influenza, hepatit A ve B, konjüge pnömokok, difteri, tetanos, aselüler boğmaca, hepatit B, inaktif polio, Haemophilus influenza tip b (Hib) konjüge aşısı gibi inaktif, kızamık kızamıkçık kabakulak ve suçiçeği aşısı gibi canlı aşılarla aynı zamanda uygulanmasının aşı yanıtı ve yan etki insidansı açısından fark yaratmadığı gösterilmiştir.

Doktor Emre KARAYEL

Çocuk Sağlığı Uzmanı

İdrar Yolu Enfeksiyonu Bursa

İdrar kesesinde klinik belirti vermeyen bakteriyel birikme durumundan, sepsis ile seyredebilen ciddi hastalığa neden olabilen ileri derecede klinik durumları ifade eden genel bir terimdir.

Sağlıklı bireylerde üriner sistemde bakteri bulunmaz, normalin dışında yerçekimine zıt yukarı yönde alt idrar yollarından gelen bakteriyel etkenler; idrar yolu enfeksiyonuna yol açar

Yan etki gelişmemesi durumunda kalıcı böbrek doku hasarı nadiren gelişir.

  • Kolaylaştırıcı faktörlerin varlığında
  • Vücut immün sistemi zayıfladığında üriner sistemde tıkanma gelişimi ile; etken olan bakteri yükü anlamlı düzeye ulaşması vücutta İYE gelişimiyle sonuçlanabilir

Hasar vermeyen enfeksiyon ; sağlıklı insanlarda yapısal ve fonksiyonel olarak normal üriner sistem varlığında geçirilen enfeksiyondur

  • %70-95 oranında Escherichia coli (E.coli) en sık etkili olan mikroorganizma
  • Staphylococus saprophyticus (%5-10)
  • daha nadir olarak da Proteus mirabilis ve Klebsiella türleri

Tüm bakteriyel enfeksiyonlar içinde en sık görüleni idrar yolu enfeksiyonudur.

Kızlarada hayatlarında en az bir kez enfeksiyon geçirme öyküsü oranı %25-40 civarındadır, bu oranın da yaklaşık %25 i takip eden bir yıl içinde tekrarlamaktadır.

Çocuklarda her yaş grubunu etkileyebilmektedir.

Risk faktörleri yaş gruplarına göre değişiklik göstermektedir.

Kızlar erkeklere göre üriner sistemin anatomik yapısından dolayı enfeksiyon gelişmesine daha yatkındırlar.

Daha önceden geçirilmiş enfeksiyon öyküsü, annede enfeksiyon hikayesi; idrar sonda uygulamaları , mental durum bozukluğu, tekrarlayan idrar kaçırma, kronik evde bakım hastası çocuklar diğer risk faktörlerindendir.

İdrar yolu enfeksiyonunda Fizik muayenede vücut ısısı normalin üzerinde seyretse de 38,5 0C nin üzerine çıkmaz, karın alt bölgesinde hassasiyet vardır

İdrarda lökosit bulunması, orta akım idrar numunesi alınması sonrası santrifüj edilmemiş idrarda büyük büyütmede mL’de 8 ve üzeri, santrifüj edilmiş idrarda 2-5 lökosit görülmesi durumunda bu tanımlama kullanılmaktadır

Çocuklarada toksik görünüm, yan ağrısı, yüksek ateş eşlik ediyorsa böbrek dokusunu tutan enfeksiyöz ve enflamatuar bir durum olan pyelonefrit düşünülmelidir.

Aynı yıl içinde 3 veya daha fazla atak görülmesi durumunda anatomik bozukluk, kötü huylu değişimler veya renal sistemde taş olasılığı düşünülmelidir.

Tanı koydurucu

  • sık idrara çıkma (pollaküri)
  • acil idrara çıkma isteği (urgency)
  • idrar yaparken ağrı hissi gelişmesi (dizüri)
  • karın alt bölgesinde ağrı ve rahatsızlık hissinden oluşur

 İdrar numunesi verme sırasında hasta öncelikle ellerini yıkamalıdır. İdrar kabı dışından tutularak ilk idrarın ilk birkaç milimetrelik bölümü dışarı atıldıktan sonra devam eden idrar akımının numune kabına akması sağlanmalı, işlem bitimiyle numune tüpünün kapağı kapatılmalıdır.

Üriner sistem enfeksiyonlarının tanısında altın standart uygun şekilde alınmış orta akım idrar kültüründe patojen olan bakterilerin üretilmesidir.

Direkt Üriner Sistem Grafisi ilk akla gelen, uygulanan radyolojik yöntemdir. Radyoopak taşlar (tüm taşların % 80-85’ i) saptanabilir. Ancak eskisi kadar kullanılmayıp ultrasonografi tercih edilmektedir.

Renal Ultrasonografi: Radyasyon riski taşımamaktadır. Böbreğin fonksiyonları hakkında bilgi vermez, yapısal bozukluklarını gösterir.

İlk kez ateşli idrar yolu enfeksiyonu geçiren küçük bebeklerde ve çocuklarda vezikoüretral reflü (VUR) gelişebilmektedir. Bunun tespiti için Voiding Sistouretrografi gereklidir.

Enfeksiyon tedavisi bitimini takiben veya enfeksiyon riski nedeniyle profilaktik antibiyotik tedavisi devam ederken çekilmeli daha uygundur. Mesaneden üretere ve böbreklere idrar kaçışı hakkında bilgi edinilir, idrar yapma anında tüm üriner sistem görüntü grafileri elde edilir.

İntravenöz Pyelografi kontrast maddenin damar yolu ile verildikten sonra çekilen filmlerle böbrek ve idrar yollarının görüntülenmesidir.

  • İki aydan küçük bebekler
  • İmmün baskılayıcı tedavi alanlar
  • Oral yolla tedavi uygulanamayanlar
  • Pyelonefrit gelişen vakalar
  • Ayaktan tedaviye yanıt alınmayan
  • ileri derecede beslenme problemi olan gibi durumlarda yatırılarak gözlem altında tedavi edilmelidir

Tedavinin amacı enfeksiyona bağlı gelişen belirtileri gidermek, bakteriyi üriner sistemden temizlemektedir.

Sıvı tüketiminin arttırılması, idrar yapma ve kaka yapma alışkanlıklarının düzenlenmesi ilk uygulanması gereken güvenli yaklaşımlar olmalıdır

Antibiyotiğin spektrum ve duyarlılığına, neden olabilecek mikroorganizmanın paterni göz önünde bulundurularak karar verilmeli. Bunun yanı sıra antibiyotiğin tolerabilitesi, yan etkileri, maliyeti ve ulaşılabilirliği de dikkate alınmalıdır.

Uygulanacak diğer koruyucu girişimler

  • Banyo yaparken küvet kullanılıyorsa bu yöntemden ziyade duş şeklinde banyonun tercih edilmesi
  •  Kabız kalınmaması, var ise giderilmesi
  •  İdrara sıkışık halde kalınmasının önlenmesi, bunun için idrar yapmaya teşvik edildiği eğitimin verilmesi (3-4 saatlik aralarla mesanenin boşaltılmaya çalışılması)
  • Kızlarda ; uzun süreli izlemde tuvalet temizliğinin önden arkaya yapılması, değişik sabun, deterjan veya uygunsuz temizleme kağıtlarıyla genital bölgenin tahrişinden kaçınılması, tahriş etmeyen yumuşak pamuklu iç çamaşırı giyilmesi
  • Sıvı alımının artırılması, diyetle C vitamini içeren meyve sularının alımı, yaş grubuna göre kızılcık suyu tüketimi

Tedavisini takiben hastalar düzenli kontrollere çağrılarak enfeksiyon tekrarı açısından izlenmelidir. Ayrıca ağrı artışı, kusma, ateş yüksekliği olursa beklenmeden yeniden başvurması önerilir.

Doktor Emre KARAYEL

Çocuk Sağlığı Uzmanı

Abucistan

Hertürlü abur cubur, şeker ve şekerleme;  hazır meyve suyu ve reçeller; kola vb boyalı gazlı içecekler, meyve tozları, her türlü boyalı içecek, boyalı hazır meyveli yoğurt ve pudingler;

Hazır çorbalar, hazır soslar, ketçap, mayonez ; hazır baharat ve köfte karışımları,

Her türlü cips, içine katkı maddesi karıştırılan her türlü yiyecek, salam, sucuk, sosis; et, tavuk ve diğer et ürünleri (hamburger..), tüketilmeye hazır donmuş-donmamış bütün yiyecekler

Bütün ambalajlı (hazır) gıda maddelerinden uzak durup doğal beslenmeye dönmemiz çocuklarımızda bir lüks değil artık acil ihtiyaç oldu.

Gıdaların üzerinde “Hiçbir koruyucu madde içermez” yazısı “Hiçbir katkı maddesi yoktur” anlamına gelmiyor.

Örneğin: “Hiçbir koruyucu madde içermez” diye etiketlenen hazır çorbalarda MSG adlı lezzet arttırıcı katkı maddesi bulunuyor.

Her yıl binin üzerinde yeni kimyasal katkı maddesi gıda sektöründe, raflarda ve dolayısıyla bedenimizde yer alıyor.

BU KATKI MADDELERİNİN ÇOĞU ETİKETLERDE BİRTAKIM KODLARLA YER ALIYOR. Bunların hepsi sağlığa zararlı ama bazıları diğerlerinden çok daha fazla zararlı. İşte mutlak olarak kaçınmamız gereken on katkı maddesi listesi

Aspartam (Nutrasweet ve Equal olarak da biliniyor) Suni tatlandırıcılar gıda değil kimyasaldır.

Aspartam başlangıçta böcek öldürücü olarak imal edilmişti. Tüm diğer gıda ve gıda katkı maddelerinin toplamından daha fazla yan etkisi vardır.

Baş ağrısı, baş dönmesi, unutkanlık, eklem ağrısı, bulantı, uyuşukluk, kas spazmları, şişmanlık, depresyon, korku atakları, huzursuzluk, uykusuzluk, görme kaybı, işitme kaybı, kulak çınlaması, yorgunluk, tat kaybı, Parkinson, çarpıntı, nefes darlığı, cilt döküntüleri,Multipıl Sıkleroz gibi hastalıkların yanı sıra beynin işleyiş sürecini yavaşlatır, kanseri tetikler.

Özellikle zayıflamak için suni tatlandırıcı kullananların bilmesi gereken önemli bir etki de metabolizmayı yavaşlatarak aslında daha fazla yağ biriktirmeye neden olmasıdır.

Yüksek Fruktoz Mısır Şurubu Kötü kolesterol seviyenizi (LDL) hızla yükseltir ve diyabet hastalığının oluşmasında rol oynar. Kansızlık, kalp büyümesi ve obeziteye de neden olur. Ketçap, krema, kola, gazoz, şekerleme, hazır çorba, çikolata, gofret, puding, hazır kek gibi özellikle çocukların sıkça tükettikleri gıda değeri olmayan besinlerde bolca kullanılır.

Monosodyum Glutamat (MSG) ya da E621 MSG lezzet arttırıcı bir eksitoksindir. Eksitoksin, hücreleri aşırı uyarır. Bu da hücrelerin zarar görmesine ve ölmesine neden olur.

  • Yol açtığı hastalıkları şöyle sıralayabiliriz: merkezi sinir sistemi tahribatı ve buna bağlı olarak Alzheimer, Parkinson, Huntington hastalıkları, sara (epilepsi), retinal dejenerasyon (göz retina tabakası hasarı)
  • Yağ birikimi, doyma mekanizmasında bozukluk, obezite, büyüme hormonu baskılanması, pankreas hasarı, insülinde artış ve buna bağlı olarak diyabet
  • Böbrek ve karaciğerde hasar yaratır. Baş ağrısı, bulantı, ishal, terleme, göğüste sıkışma gibi belirtiler ortaya çıkabilir. Piyasada tüm cipslerde MSG var; hatta güvenli ve doğal olduğunu iddia edenlerde bile bulunmaktadır.
  • Uzakdoğu yemeklerinde (Çin ve Japon mutfağı..) çoğu soya sosunda, hazır çorbalarda, hazır soslarda, hazır gıdaların hemen hepsinde, gofretlerde, bazı katı yağlarda yaygın olarak kullanılıyor.
  • Etiketlerde glutamin, glutamat, MSG ve monosodyum glutamat olarak yer alan bu zehir, tatlı-tuzlu her türlü yiyeceğin lezzetini arttırdığı için gıda üreticileri tarafından bolca kullanılıyor.
  • Tehlikeleri bilinmeye başladığından beri bazı üreticiler etikette E621 yazarak gerçeği saklama yoluna gidiyor

Trans Yağ Trans yağ, kötü kolesterol (LDL) seviyesini yükseltir. Kalp krizi, kalp rahatsızlığı ve inme riskini ciddi ölçüde arttırır.

  • Trans yağlar bağışıklık sistemini zayıflatır, insülin direncini arttırır, karaciğeri ve üreme sistemini etkiler.
  • Gebelerde düşüğe, doğum ağırlığına neden olur ve anne sütünün kalitesini bozar.
  • Hücre zarına da zarar verir.

Trans yağlar sürülebilir kahvaltılık yağlarda, margarinlerde, katı ve kızartma yağlarında, hazır hayvansal gıdalarda, bunlara bağlı olarak, kızartılmış gıdalarda, fırıncılık ve pastacılık ürünlerinde, tart, pasta, bisküvi, pizza hamuru, kek, çikolata, gofret, cips, salata sosları, hamur işi, kraker, hazır köfte, tatlılar, katı yağlar ve birçok fırınlanmış yiyecekte bulunur. Gıda etiketlerinde “hidrojenize yağ” içerdiği belirtiliyorsa bunun anlamı trans yağ içerdiğidir.

Yaygınca Kullanılan Gıda Boyaları Yapay gıda renklendiricileri çocuklarda davranış bozukluklarına ve önemli ölçüde IQ seviyesinin düşmesine yol açıyor. Hazır gıdalarda bol bol kullanılıyor. Carmine (E120) adında bir gıda boyası var. Özellikle salam sucuk ve sosislerin canlı, kırmızı rengini vermekte kullanılıyor. Ev yapımı sucukların kahverengi olmasına karşın hazır sucukların o iştah açıcı görüntüsünü sağlıyor. Bu boya, bir çeşit bitten elde ediliyor. Şeker ve çikolata üretiminde tekstil boyaları kullanan firmalar bile var. Tükettiğiniz gıdalar

Sunset yellow (E110)

Tartrazin ( E102)

Karmoisine (E122)

Panceau (E124)

Quinoline (E104)

Allura red (E129)

Sodyum Benzoat (E211) gibi katkı maddeleri içeriyorsa dikkatli olmak gerektidir.

Meyve ezmelerinde, gazlı içeceklerde, hazır pudinglerde, toz kremalarda, çorbalarda, soslarda, dondurmada, tatlılarda, sakızda, jellerde, marmelatlarda, meyveli yoğurtlarda, reçellerde, ketçap, mayonez ve hardalda bu tür boyalar bulunuyor.

Sodyum Sülfit Etiketlerde E250 koduyla yer alan raf ömrü uzatıcı koruyucu madde işlenmiş et ürünlerinin (şarküteri) vazgeçilmezi.

Özellikle çocukların bolca tükettiği tost, pizza gibi ürünlerde kullanılan sosis, salam, sucuk, pastırma gibi işlenmiş etlerde bulunur.

Hazır baharat ve köfte karışımlarında da bulunur. Sülfit duyarlılığı olanlarda baş ağrısı, nefes problemleri, kaşıntı yaratır. Nadir durumlarda da olsa ölüme bile neden olabiliyor. Pankreas kanserini yüzde 67, lösemi riskini yüzde 700 oranında arttırıyor. Başta kolon kanseri olmak üzere her çeşit kanseri tetikliyor. Çocuklarda beyin tümörü oluşturuyor. Sodyum nitrit; özellikle cenin, bebek ve çocuklar için tehlikelidir. Bu zararlar E220, E222, E223, E224, E225 ile E249, E251, E252 diye belirtilen kodlar için de geçerlidir.

Sodyum Nitrat/ Sodyum Nitrit Bu raf ömrü uzatıcı koruyucu madde işlenmiş gıdaların bir başka vazgeçilmezi. Değişik kanser türleriyle bağlantısı var. Kullanım alanları ve zararları sodyum sülfit ile benzerlik taşıyor.

BHA ve BHT Bütilat Hidroksi Anizol (BHA) ve Bütilat Hidroksi Toluen (BHT) adlı koruyucu maddeler beyninizin sinir ağını etkiliyor, davranış değişikliklerini ve kanseri tetikliyor.

  • Katı ve sıvı yağların bozulmasını, küflenmesini önlemek için kullanılıyor. Tahıl ve tahıl ürünlerinde, sakızlarda, bitkisel yağlarda, patates cipslerinde, tazeliğini muhafaza etmek için bazı paketlenmiş gıda maddelerinde kullanılmaktadır.

Sülfür Dioksit Sülfür içeren katkı maddelerinin Amerika’da çiğ sebze ve meyvelerde kullanılması yasaklanmıştır. Yani bunun zehir olduğu gerçeğini daha fazla görmezden gelemeyince hiç değilse çiğ gıdadan çıkaralım demişler. Yan etkilerinin içinde bronş problemleri, düşük kan basıncı ve anaflaktik şok var. Sülfitler göğüste sıkışma, kurdeşen, karında kramp, ishal, kan basıncı düşmesi, başta yanma hissi, halsizlik, nabız hızlanması gibi bulgulara neden olur. Ayrıca sülfitler, bunlara duyarlı astımlılarda astım atağını tetikleyebiliyor. SO2, sülfitleyici maddeler (sülfür dioksit, sodyum veya potasyum sülfit, bisülfit, metabisülfit) olarak da bilinirler. Gıda koruyucusu olarak ve fermente içeceklerde kullanılır. Fırınlanmış ürünler, çaylar, çeşniler, deniz ürünleri, reçeller, jöleler, kurutulmuş meyveler, meyve suları, konserve ve suyu alınmış sebzeler, dondurulmuş patates ve çorba karışımlarında ve içeceklerde bulunur. Birçok restoranın salata barında yüksek düzeyde sülfit mevcuttur.

Potasyum Bromat Bu katkı maddesi, ekmek yapımında ve unlu mamullerde hacmi arttırmak ve ekmeğin rengini beyazlatmak için kullanılıyor. Hayvanlarda kansere neden olduğu biliniyor. Az miktarları bile insanlarda değişik problemlere yol açıyor. ABD ve Japonya dışında bütün dünyada kullanımı yasaklanmış bir maddedir. Bazı un üreticileri, irmik altı diye adlandırılan kalitesiz unlara kanserojen etkisi yüzünden katılması yasak olan benzol peroksit ve potasyum bromat gibi bazı katkı maddelerini ekleyerek, rengini beyazlatıyor ve ekmeklik unmuş gibi fırınlara pazarlıyor. Bu katkı maddeleri çakmak tutulduğunda ekmeğin benzin dökülmüş gibi alev almasına yol açıyor. Beyaz ekmekten uzak kalmamızda yarar var.

Doktor Emre KARAYEL

Çocuk Sağlığı Uzmanı